25 Şubat 2011 Cuma
Yeni Beşiktaş
Rıdvan demişken... Ben şahsen Rıdvan'ın zaten çok iyi olduğunu düşünüyorum da kim Rıdvan'ın Erhan Güven'den kötü olduğunu söyleyebilir? Ya da Ekrem Dağ'dan kötü bir bek? Bu takımda Erhan Güven oynuyorsa, çok kritik bir derbi maçında çok kritik bir dakikada oyuna giriyorsa ve Rıdvan da bu olan biteni seyretmek zorunda kalıyorsa bir terslik var bu işte.
Bundan sonra tek bir dileğim var. Takımda fazlalık olan; fakat mecburiyetten oynatılan isimlere neşter vurulsun artık. Takımda yerleri yok. Bunların yerine "bizim çocuklar" oynasın. Kupa maçları da dahil. Unutmadan, Bobo da bizim çocuğumuz. Attırın şu imzayı artık, rahatlayalım.
Yukarıda zikretmediğim bir isim daha var: Ersan Adem Gülüm. Kötü bir tesadüf mü yoksa gerçek mi bilinmez; ama Ersan sakatlandıktan sonra takım bu hale geldi. Takım Ersan'ın bonservisi alınsın diye sabote edilmiş gibi. Eğer böyle bir şey olmuşsa ona bile razıyım. Yeter ki Ersan'ın bonservisi alınsın.
Konuyu döndürüp dolaştırıyorum. Fazla uzatmadan: Kaos ortamına girip de Beşiktaş'ın geleceği harcanmasın; tam tersine o geleceğe yatırım yapılsın bu saatten sonra.
20 Şubat 2011 Pazar
Kazansak da Mağlup Olmuşuz Bir Kere
Sonra takımımı düşündüm, son bir aydır beni üzen bir takım vardı ama seviyordum iste.. Isterse yıllarca üzsün beni, ondan habersiz yapamıyordum.. Açtım baktım her yere neler oluyor diye.. Her zamanki gibiydi.. Bilinmezlik, nedensizlik, Sivok yok Bobo yok, Bobo Twitter'dan yarım Turkcesiyle bir şeyler anlatmaya çalışıyor, hem tebessüm ediyorum, hem ne olduğunun farkında değilim..
Sonra en güvenilir olması gereken siteyi açmak için tuşluyorum klavyeyi "bjk.com" resmi site mi? taraftar sitesi mi? diye soruyor açılan sayfa, resmi siteyi tikliyorum.. açılan sayfada çıkan fotoğraf bu...

Ne derbi heyecanı kalıyor, ne keyif, ne merak sadece nefret var, sinir, soğuma, uzaklaşma, hayal kırıklığına uğrama var..
Derbi öncesi sitenin açılış fotoğrafı 5 tane yanyana vesikalık gibi kelle fotoğraflarından oluşan, formaları bile aynı olmayan takım görüntüsünden uzak futbolcuların fotoğrafı.. Demek ki yaptığımız hatalardan bir gram ders almamışız.. Orada tek yumruk haline gelmiş futbolcuların fotoğrafını koyabilirsiniz, kadikoyde atılan golden sonra tribünlere doğru zafer çığlıkları atan fotoğrafları koyabilirsiniz oraya bir çok Beşiktaşı gerçek Beşiktaşı gösteren fotoğraf koyabilirsiniz ama sizin gibi vizyonsuz vizyon sahibi olan insanlar ancak bu kadar kötü bir derbi öncesi fotoğrafı hazırlayabilir.. iste bu vizyonsuzluktur Beşiktaşımı öldüren, Beşiktaşın ne olduğunu bilmeyenlerdir bu takımı her gün uçurumun kenarına sürükleyen, iste bu zihniyettir bir derbi maçı öncesinde bile sevgilimle arama giren, beni ondan uzaklaştıran tüm heyecanımı alan, bu nefret dolu yazıyı yazmama neden olan.. Hepinize yazıklar olsun diyorum.. alın yıldızlarınızı başınıza çalın, bırakın benim Beşiktaşımı..
Bu maç öncesi hala umudum vardı hatta emindim kazanacağımızdan, yukardaki amaçsız fotoğrafı görene kadar.. bu takımın bugün maç kazanması imkansızdır, nedeni bu fotoğraf değil belki ama bu fotoğrafı hazırlayan zihniyetin aşkımın Beşiktaşımın kanına bir virüs gibi girmiş olmasından, bu mikrobun takımın, aşkımın tüm vücudunu rehin almış olmasından.. Kurtarmaya çalışsak bırakmam diyor, daha sıkı sarılıyor Beşiktaşıma, dayanamıyorum.. Bu maçı kazansak Beşiktaşı kaybetmek var diyor gönlüm.. Karşı çıkamıyorum..
Beşiktaş - Fenerbahçe Nostalji
En sondaki maçta o golden sonra evde büyük bir sevinç, elinde darbukayla evin içinde koşup duran bir çocuk vardı. Bu maçtan sonra da olsun.
Fenerbahçe'ye Attığımız Unutulmaz Goller
19 Şubat 2011 Cumartesi
Beşiktaş'ın Takım Kimyası















18 Şubat 2011 Cuma
Kadro Sorunsalı
Maç öncesi Kartal Kokoreç'te oturmuş, maçın kritiğini yapıyoruz. Ben okuldan çıkıp gittiğim için kadroyu bilmiyorum ve arkadaşıma soruyorum. Sorduktan sonra aramızdaki diyalog:
- Hakan kalede. Hilbert, Sivok, Ferrari, İsmail. Ernst, Aurelio. Guti, Quaresma. Bobo, Nobre.
+ ?!? (Son isme kadar kafamda kadro dizilimini oturtan ben en sonunda nasıl boş baktıysam artık)
- Valla lan, ciddiyim.
O ismin kadroda olduğunu duymak zaten kafadan moralimi bozmuştu. Neyse dedik, sineye çektik. Ki o "devşirme kardeşler"den nefret ederim. Beşiktaş'ta oynuyor olmaları umurumda değil. Hiçbir şekilde bu formaya layık olmayan iki oyuncu bu arkadaşlar.
Maçta klasik Beşiktaş vardı. Kendimi bildim bileli maçını izlediğim, hiçbir kornerinde "gol olacak" diye heyecanlanmadığım; ama aleyhimizde kullanılan her kornerde "gol olacak" diye kendimi bitirdiğim bir Beşiktaş. Ki bunu istemeden de olsa ilk yarının ortasında kornerden gol yiyerek bir kez daha onayladım. Sonra yine ve yine.
İşin teknik kısmı hakkında çok fazla konuşmak istemiyorum açıkçası. Kendimi konuşacak kapasitede de görmek istemiyorum. Ancak bugün bu kadroyu kısa bir CM geçmişi olan birisine versek daha iyi bir 11 çıkaracağını da düşünüyorum.
Schuster'in ve yaptıklarının düne kadar arkasındaydım. Oynatmaya çalıştığı futbolun hala arkasındayım. Hala da Schuster'in takımdan gitmemesi gerektiğini düşünüyorum; ama... Ama bu mantaliteyle değil artık. İşe yarayacak gibi durmuyor çünkü. Schuster'in artık kendine bakma zamanı gelmiştir. Oyuncu seçimlerinde bariz hatalar yapmakta kendisi. Benim kişisel olarak sevmediğim oyuncuları oynatmasının bu düşüncemde zerre kadar etkisi yok. Sadece onun gördüğü ve bizim göremediğimiz ne var çok merak ediyorum.
Devşirme kardeşlerin birisi yüzünden Necip günden güne eriyor. Diğeri yüzünden zaten bir kişi eksik oynuyoruz. "Alman" Ernst'imizi ilk kez böyle bitkin görüyorum. Bobo'nun kafası kazan gibi, koşarken bile belli oluyor. Takım günden güne geriliyor. Önceden "gol yiyen ve gol atan" takımken şimdi "gol yiyen" takım hüviyetindeyiz. Taktik/teknikten anlamasam da bir takımda böyle keskin bir değişim varsa sorun vardır diyebilirim zannımca. Dünden sonra da bunun sebebinin artık Schuster olduğunu düşünmekteyim. Sakin kafayla düşününce de bu böyle.
Not: Schuster maçtan sonra "İstemeyen evine gitsin." demiş. Evet, kendisinin dik konuştuğunu biliyoruz, çoğu zaman arkasındayız da. Fakat Beşiktaş taraftarının evinin o stad olduğunu bilmesi, kendisi bilmiyorsa birisinin ona öğretmesi gerekiyor. Beşiktaş taraftarına bu şekilde cephe alırsa kimin evine gideceğini yaşayarak (ne kadar umrunda olur bilmiyorum) görebilir.
17 Şubat 2011 Perşembe
Forza Schuster

Çok fazla yazacak ne keyfim var ne de moralim.. Sadece ne düşündüğümü sizlerle paylaşmak istiyorum.. Görüyorum ki en fanatik Schusterci'ler bile bu son mağlubiyetle artık O'ndan vazgeçmiş durumdalar.. Bugün Schuster'e git demek kolay kal demek zordur.. Kimse itiraz etmez kovulmasına, hafta sonu zaten Fenerbahçe maçı var o maç kazanılır her şey güllük gülistanlık olur Schuster unutulur.. Ama ben hala Schuster'e güveniyorum ve destekliyorum, tabii ki de güvenimi boşa çıkarmadı mı? Çıkardı..
16 Şubat 2011 Çarşamba
Medyaya Mana Bulan Biz!

15 Şubat 2011 Salı
Kötü Veda

14 Şubat 2011 Pazartesi
İbrahim Üzülmez Üzerine

Sezon başında İbrahim Üzülmez'in saha içi performansı ve davranışlarıyla ilgili bikaç kelam etmiştim ama yayınlamaya fırsat bulamamıştım , yönetimden sözleşmesini fesh kararı gelince o günkü yazıyı şimdi yayınlamaya karar verdim.
Tekme tokat takım arkadaşını iki kere döven , ilkinde affedilen ikincisinde tümüyle kulüpten uzaklaştırılan Üzülmez hakkındaki kararı her taraftar kendi verecektir ben bunlardan çok saha içindeki tavırlarından duyduğum rahatsızlığı dile getirmek için bu yazıyı kaleme almıştım.
İBRAHİM ÜZÜLMEZ ÜZERİNE
Sahada bulunmasından rahatsız olduğun futbolcu kim deseler çoğunluk taraftarın aksine ilk sıraya Erhan güven ya da holosko'yu değil hiç düşünmeden İbrahim Üzülmez'i yazarım,yanlış anlaşılmasın İbrahim Üzülmez'in kişiliğiyle ilgili bir problemim yok eşinin akrabalarından öğrendim kadarıyla çok iyi bir aile babası olduğunu biliyorum çok futbolcu gibi parayı pulu dert edecek bir insan olmadığını da biliyorum kısacası örnek bir insan olduğundan şüphe etmiyorm ancak benim problemim yetersiz olmasına rağmen ısrarla sahaya sürülen İbrahim Üzülmez ve saha içindeki tavırları.
Victoria Plzen maçına bilet bulamadığım için (bi de sağolsun dsmart ) Beşiktaştaki kahvelerden birinde izlemek mecburiyeyinde kaldım ,arkamdaki emekli bir amca 'ben onun bir yılda kazandığını 50 yıl çalıştım kazanamadım bak geldim burda o adamı izlemek için para verdim eleştirmek tabi ki hakkım' ayarında serzenişte bulundu tabi bir futbolcunun kazandığı parayla bu abimizi kıyaslamak yersiz ama haklı olduğu noktalar var.
Daha iyi bir takım olmak adına nerdeyse 6 milyon avroyu bulan bonservis bedeliyle Gaziantepten İsmail Köybaşı'y alıyosun üstüne Serdar Kurtuluş'u peşkeş çekercesinie Antep'e gönderiyorsun daha sonra İsmail'i yetersiz görüp büyük kaptandır gemisini idare eder gazıyla Üzülmez'i her maç ilk 11 de değerlendiriyosun bu hem Mustafa Denizli'nin hem yönetimin hem de yeni ekibin başındaki Schuster'in hatasıdır , içerde oynadığımız Plzen maçının ilk yarısında rakip birazcık becerikli olsa Üzülmez'in yanından rüzgar gibi geçen adamlarıyla (Ptrzela , Horvath !) maçı 1-0 a getirecek maçın akışı belki de tamamen değişecekti, sol kanattan yaptığı bindirmeler hele Quaresma o kanadın ileri ucundaki isimken takım içerisine atılmış bir bomba etkisi yaptı , zor kazanılan çoğu topu dışarı atması da üretkenliğimizi baltalıyor maalesef , yaptığı orta alakasız bir yere gittiğinde Schuster'in Üzülmez'e aşırı tepkisi umarım önümüzdeki maçlarda Üzülmez'i alternatif olarak düşüneceğinin göstergesidir.

Sadece futbolu değil saha içi rakibe davranışlarından da bir Beşiktaş taraftarı olarak memnun değilim , rakibiyle mücadele ederken rakibinin formasından asılma meselesi artık İbrahim Üzülmez'in ayırt edici özelliği oldu artık vazgeçilmez olmasının verdiği özgüvenden midir taraftarın oo o o ooo deli ibrahim tezahüratlarından mıdır nedir Plzen maçında rakibin formasından açıkça çektiği gibi top aut'a çıktıktan sonra arkadan rakibi tekmelemeyi de ihmal etmedi , Türkiye'ye bir sürpriz yapabilme umuduyla gelmiş haddini bilen bir takım oyuncusuna yaptığı bu hareketten memnun olmadım , Quaresma bile faul yaptığı adamla tokalaşıp öpüşebiliyorken takım kaptanı Üzülmez açıkça faul yaptığı adama tekme atabiliyor.

Taraftarın , hata yaptığında 'eheheh kerata' yaklaşımından da hoşnut değilim bu yüzden Üzülmez yedeğe çekildiğindebile neden oynamıyorum ben yæ dese -diyebilse- hiç şaşırmam.
İbrahim Üzülmez'i savunanlar için tek argüman var '10 yıllık kaptan 37 sinde bile hırsla çalışıyor dakika 90da kanat bindirmesi yapabiliyor' , iyi de Üzülmez hücuma çıktığında takım adına olumlu herhangi bir hareketi var mı ? Üstelik ileri gittiğinde arkası da 'Andre Santos kanadı' gibi rakip vızır vızır çalışıyor yeni Beşiktaş ( ilerde basan Beşiktaş ) böyle bir oyuncuyu kaldırabilecek bir takım değil .
30 yıllık kaptan bile olsa İbrahim Üzülmez'in sahada futbol oynadığını görmek istemiyorum , iyi bir insan olarak taraftarın sevdiği bir futbolcu olarak en önemlisi bu sezon 'az ' oynayarak futbolu bırakırsa devamlı övdüğü sebze bahçelerinin başına geçerse bir Beşiktaş taraftarı olarak kendisini efsane Beşiktaşlılardan addedeceğime and içiyorum.
13 Şubat 2011 Pazar
Ankaragücü Beşiktaş Değerlendirmesi

Haftaya Fenerbahce mağlubiyeti maalesef hayrımıza olacaktır!
Ailesini İkna Edemeyenler #1



O transfer gerçekleşseydi o zamanlarda şimdi olduğu gibi bir çeteden bahsedebilirdik, kim bilir o muhteşem ikiliyi gören diğer Nijeryalılar da Beşiktaş'a gelir biz de mini bir Nijerya olurduk, hem de baya iyi bir takım olurduk..
Bir türlü gelemeyenler adı altında Beşiktaşa hep geleceği yazılıp çizilen fakat bir türlü yolu buralara düşmeyen futbolcuları ele almak istiyorum, biliyorum serinin ilk yazısı daha çok Nijerya Milli takımına kaydı ama elimden bir şey gelmedi, seviyorum o güzel takımı, bir daha ki serinin içeriğinde daha çok futbolcunun kisiel kariyerine ineceğiz, bu post şimdilik kötü bir başlangıç olsun..
11 Şubat 2011 Cuma
Manken Tercümanlar
Bu çocuk en garibanıydı, ingizlice çeviri yapıyordu, yapmaya çalışıyordu.. Açıkçası çalıştığımız yerden gelmişti sorular, affedemezdik, affetmedik.. 70 milyon ingilizce biliyor a be kardeşim sen ne diye yoruyorsun çeneni.

Yok valla bizimki tercüman olmasaymış yeni bir Pop Star doğuyormuş, tam liseli kızların sevgilisi olacak sıfat, boy kısa, gülümseyince gamzeler çıkıyor, iyi aile çocuğu duruşu, yumurta gibi maşallah... Aralarında en şanslısı ve başarılısı..
Türkiyeye çağdaş modern tercümanlık terimini getirmiş şahıs, çok dalga geçtiler bu adamla ama Mert'i bitirdiğimiz gibi bitiremedik bu arkadaşı çünkü portekizcemiz yeterli değildi, ama oradan vuramıyorsak yabancıların konuştuğu kelimeleri sayıp bunun söylediklerinin sayısıyla karşılaştırıp vurmaya çalıştık o da çok bilimsel olmadı tabii, sorular çalışmadığımız yerden gelmişti bu sefer..
Demek ki neymiş Türkiyede Ingilizce belki biraz Almanca dışında tercümanlık yapacakmışsınız mankenler. Schuster boşu boşuna Ispanyolca konuşmuyor..
10 Şubat 2011 Perşembe
9'un Kısa Tarihi

Forma numarası çok önemliydi 90 yılların sonunda, misal Şifo futbolu bıraktığında ben 10 numaranın kimin olacağını daha çok düşünüyordum Şifo'nun gidişinin aksine. Sonra bu düşüncelerimin ne kadar doğru olduğunu gördüm, her gelene Şifo gözüyle baktık ama gelenlerin yanındaki adama pas atacak dermanı yoktu..

Bizim hiç bir zaman 9 numaralı yırtıcı bir forvetimiz olmadı, Şekerbegovic'i göremedim ben.. Kuntz 11'ciydi , Jancker vardı Bayern'deki alman panzer, her transfer dönemi Fanatik gazetesi almamıza neden olurdu, sabah sabah picamalarla bakkala ekmek süt almaya gittiğinde Fanatiğin manşetinde yırtıcı forvet Jancker Beşiktaş'a doğru haberini gören hangi çocuk almazki o gazeteyi? Özellikle de Beyaz T-shirt siyah şort 9 numaralı alman milli takımından bir fotoğrafını koyarlardı ki Jancker'i Beşiktaş forması altında daha iyi canlandırabilelim.. Ben Jancker'i sadece 9 numaralı formanın içine sokacağımız için seviniyordum, artık bizimde 9 numaranın içine sokacağımız pivot bir santraforumuz olacaktı, hatta bu adam Hakan Şükür'den bile daha uzun olunca demeyin keyfimize, okulda sırf buradan bile ekmek çıkardı bize ..
Ne Oktay giydi o 9 numarayı, ne Amokachi ne de Kuntz en çok hakkını veren adam Ertuğrul oldu, sonra Hakan Şükürle gol krallığında yarışabilecek hatta gelmiş geçmiş en golcü futbolculardan biri olacakken Toschak bizim 9 numarayı 6 numaralı stoper yaptı..
Sonraları endüstriyel futbol girdi aşkımıza, daha çok forma satması gerekliydi kulüplerin, formaların arkasında avrupanın daha batısında olduğu gibi futbolcuların isimleri ve sezon öncesinden belirlenmiş numaraları yer alıyordu hal böyle olunca herkes istediği numarayı almaya başladı, futbolda artık 5'in' 9'un 10'un önemi eskisi gibi olmayacaktı..
Bi kulüp hariç! Formasına reklam almamakta direnen, alt yapısından yetiştirdiği futbolcularla dünyaya meydan okuyan Barcelona 1'den 22'ye kadar seçenek veriyor futbolcularına, öyle saçma sapan amerikan futbol takımlarındaki gibi numaralar yok, orası gerçek bir "Futbol Kulübü".
Sonra Beşiktaşta 9 numaraya ne mi oldu?
Fazlı Ulusal: Bir sezon önce Antalyaspor'da ligde 22 gol atınca bizim iş bilen yönetim 3.2 milyon dolar gibi dönemin astronomik transferlerinden birisini gerçekleştirdi, Fazlı artık bizim 9 numaramız olacaktı.. Fazlı sezon boyunca fazla şans bulamadı, hatıralarda Nouma'nin Leeds deplasmanında attığı yumruktan sonra kırmızı kart görmemesi için Scala'nin Fazlı'yı kırmızı formasıyla oyuna ışık hızıyla sokması kaldı.. Sezon sonunda apar topar takımdan gönderilen Fazlı kariyerini bizden sonra 2. lig takımlarında sürdürdü, Beşiktaş'ta oynayıpta wikipedia'da profili olmayan tek oyuncu olarakta tarihin tozlu sayfaları arasına girememeyi başardı..



Ailton: Yıllar sonra avrupadan ismine aşina olduğumuz bir isim Beşiktaşa transfer olunca üstüne bir de 9 numarayı o geniş cüssesine geçirince taraftarın içi bir hoş oldu fakat Ailton Sergen Okan ve Fatih Sonkaya gibi 4 göbekli futbolcuyu bir takımın kaldırması imkansızdı..Olmadı.. Ailton'a istediği pasları atamadık, Del Bosque sistemi oturtamadı, tarihin en yanlış transfer politikasını izlediğimiz sezon oldu, size defans dörtlüsünü sayarsam kafanızda bi kıvılcım patlayacaktır; Adem dursun Baki Mercimek Kürşat Duymuş Ali Güneş vs.. Ailton'u unutamayacağım kare iki Bolton'lı oyuncu arasında zor pozisyonda 90'a taktığı toptur.. O maçtan sonra da zaten bir hayrını göremedik, şuan kendisi Almanyanın 5. liginde top koşturmaktadır..

Gökhan Güleç: Pancu'dan sonra hiç bir 9 numaranın hayrını göremedik, yönetim her yardıma ihtiyacı olduğundaki gibi soluğu Gaziantepte aldı, fakat yanlış olan bir şey vardı, Beşiktaş tarihinde ilk defa Gaziantep'i bir transferde kazıklamayı başarmıştı.. Hem de ne kazık! Gökhan için Gaziantepe 300 bin dolar ve üstüne Veysel Cihan ve Adem dursun gibi iki kazmayı vermeyi başarmıştık..tabi bu Gaziantepin intikam yemini etmesini sağlıyor ve acısını yıllar boyunca çekeceğimiz transfer kazıklarının filizlerini bu transferle atmış oluyorduk.. Gökhan'ın oyun stili bizlere Ahmet Dursunun gençlik yıllarını anımsatıyordu, sonunun aynı olmamasını temenni ediyorduk.. Tigana'nın yönetiminde Bobo ile forvet hattını oluşturuyorlardı, açıkça söylemek gerekirse Gökhan o dönem Bobo'dan iki gömlek daha üstündü, çözümünü yıllardır çözemediğimiz sorun yine baş gösteriyordu ve o umut vadeden genç oyuncu her hafta Tigana'ya rağmen geriye gitmeye başlıyordu.. Bobo ise tam tersine her hafta yukarı doğru giden bir grafik çiziyordu.. Gökhan'i unutamayacağım sahne Kadikoy'deki Fenerbahce maçında bir pozisyonda Rüştü'yle çarpışıp havada ters takla atması olmuştu, o pozisyondan sonra adam kendine gelemedi..

Federico Higuain: Ertuğrul Sağlam'ın o dönemler Arjantin sevdalısı olduğunu bilmiyoruz tabii, Arjantin'den 21 yaşında River Plate çıkışlı bir oyuncu transfer edildiğini duyunca 90'lı yıllarda Nartallo'yu transfer edip sanki Maradona geliyormuscasina sevinen taraftar gibi hissetmiştik kendimizi.. Adam havaalanına inince ben anlamıştım... Türkiye liginde 1.70 boyunda hiç bir forvet iş yapamaz, hele 9 numarayı giyerse hiç yapamaz. Bizim baltalar bu arkadaşı çok hırpaladılar.. Inönüdeki Liverpool maçında oyuna sonradan girip müthiş bir performans göstermişti, yüreklerin ağızlara geldiği dakikalarda topu ayağına alıp soğuk kanlı şekilde pas yapabilen tek oyuncumuzdu.. O taraftara biz ona bir türlü ısınamadık, o da buradan söyle bir geçenlerden oldu.. Zat-ı Muhterem hala Arjantin'in Colon takımında top koşturmakta..

Erkan Zengin: Denizli yönetiminde şampiyon olduğumuz sezon devre arasında Yusuf ve Ernst ne kadar nokta transfer olduysa bu adam o kadar ters bir transfer oldu. Denizli kendi transfer etmesine rağmen neredeyse Erkan'ı koca yarım sezon 18 kişilik kadroya bile sokmadı o kadar ki benim aklımda sadece bir kanat oyuncusu olduğu var o da oyununu izlediğimden falan değil hakkında sağda solda yazılanlardan dolayı, adam çıkıp ben stoperim dese itiraz edemeyiz o derece..

Adam eşeğini sağlam kazığa bağlamış dağılalım beyler..

7 Şubat 2011 Pazartesi
Yeni Stad Projemiz
Yukardaki videoyu ilk defa izleyince hafiften bir coşuyorsunuz, Dev bir kartal Dolmabahçe simalarında önce havada gövde gösterisi yapıyor, sonra hafifçe stada doğru süzülmeye başlıyor ve Inönü Stadına konup stadı kanatları altına alıyor.. Esas sorun kartal şovunu bitirdikten sonra başlıyor zaten.. Söze girmeden önce şunu söylemek istiyorum yönetimimizin bir kaç yıldır her ürüne, formaya, eşofmana, bebek tulumuna, şapkaya kartal basması beni resmen kartaldan soğutacak raddeye getirdi, her şey tadında bırakılmalı, bu biraz Beşiktaşlı duruşunun dillere pelesenk edilmei gibi oldu...
Yeni stadımızı yapmak için yaklaşık 10 yıldır anıtlar kurulundan çıkacak olumlu kararı bekliyoruz, bu kadar uzun süre beklememizin nedeni Anıtlar kurulunun Beşiktaş Jimnastik kulübünün stadı yaparken bölgenin tarihi dokusuna zarar vermeyeceğinden emin olmak istemesinden kaynaklanıyor.. Çünkü stadımızın bulunduğu yer bir nevi Istanbul'un kalbi, en çok turist çeken bölgesi, dışardan bir misafiriniz geldiğinde muhakkak götüreceğiniz mekanların başında geleni..
Biz Beşiktaşlılar olarak yıllardır övünürüz ya hep dünyanın en güzel stadı bizim diye, hatta bunu sadece biz değil Ingilizler de, Italyanlar da dile getirmekten çekinmezler.. Bunun nedeni stadın kolonlarının estetik güzelliği, içinin konforu ya da olağanüstü bir teknolojiye sahip olması değil sadece stadın bulunduğu bölgenin yer yüzündeki en güzel manzalardan birisine sahip olması ve tarihi dokunun tam göbeğinde yer almasıdır..

Bu sebeplerden dolayı biz yıllarca stadımızı yıkıp yenisini yapmak için bekletildik, hatta stadımızın duvarına bir çivi çakmadan önce bile gidip gerekli mercilerden izin aldık.. Son konuşulanlara göre stadın eski açık tribünü eskiden olduğu gibi alçak bırakılacak, 100 metre yukarısı ile ilgili her hangi bir yaptırım olmayacak (belirli bir yüksekliği geçmemek kadıyla) en azından ben şuana kadar öyle bir haber okumadım, bunların ışığında çıkarttığım anlam şu; eski açığın tribünün yükseliği tarihi dokuya zarar vermemesi için alçak bırakılacak, yeni açık tribün tarafının ne hali varsa görsün, tarihi bölge stadın denize bakan yeri, arka tarafta kalan yeni açık kısmına canınız ne istiyorsa yapabilirsiniz, aynı arkasındaki çirkin otel gibi..
Eğer biz her ortamda Beşiktaş "farklı" diyorsak, dünyanın en güzel stadı lokasyonundan dolayı bizim diyorsak, eşi benzeri olmayan bir taraftarız biz diyorsak, dünyanın en güzel şehrinin en güzel yerinde bir stad yükselecekse bu stad dünyanın en özenilerek, düşünülerek yapılması gereken stadı olacaktır, olmalıdır.. Nasıl daha önce nükleere karşı durduysak, sahillerimiz yok olmasın dediysek, Hrant Dink'i Kardeşimiz gibi gördüysek, duyarlı bir taraftar topluluğu olduysak şimdi de önce Istanbulum'uzun sonra semtimiz Beşiktaşın değerlerinin, yapısının tarihi dokusunun kendi kulübümüz tarafından mahvedilmesine kayıtsız kalamayız..

Ben kişilik itibariyle eski yapıları simdikilerinden daha çok seven birsiyim, hiç bir zaman anlam veremedim o güzelim eski estetik yapıları inşaa etmeyi bırakıp nasıl olurda bu kadar çirkin yapılar inşaa edildiğine.. Sanki birisi 2. dünya savaşından sonra çıkıp bir yasa koymuş artık eskisi gibi sanat eseri yapılar inşaa edilmeyecek sadece yüksek kocaman etrafı camlarla çevrili çirkin binalar dikilecek diye. Insanlar da o eski yapıları görebilmek için dünya kadar para harcayıp, Prag'a, Venedik'e, Romaya, Barcelona'ya gidiyor, o binalara bakıp iç çekiyor, bazısı keşke o dönem yaşasaydım diyor, fotoğraflar çekiliyor, eski binaların arasında hayran hayran saatlerce yorulmadan gezilip o eski dönemin kokusu bünyeye çekiliyor.. Komik. Ilkel dönemde yapabildiğimiz yapılara bakıp şuanda yapamadığımız için o eski binalara kıskanarak bakmamız gerçekten komik..
Oradan Beşiktaşın yeni projesine bakarsak çok daha komik.. Sen yıllarca tarihi dokuya zarar vermemek için anıtlar kurulunun kapısında bekle, izni alır almaz çıkardığın proje Disney Land'e benzesin, hem Istanbul'un kalbinde, hem en çok turist çektiğin çevrede hem güzelim çınarlı yoldaki eski duvarların yanında, Dolmabahce sarayının komşusu, Itu'nun eski kasvetli duvarlarını arkasında modern panayıra benzer bir şey yapıp "ben buradayım diye bağır". Bir kere bu janjanlı yapı Beşiktaş'ın yapısına kimyasına uygun değil. Gümüşsuyundan aşağı doğru inerken çam ağaçlarının tepesinde duran koca kafalı bir kartal... Maçka parkında sevgilinle otururken tepende dev gibi gözlerini sana doğru doğrultmuş dev bir kuş.. Çınarlı yoldan stada doğru "sen her geçe benim efkarım" diye tempo tutarken yolun sonu amerikan fimlerinden fırlamış gibi duran kartal maskotlu bir stad...

Eğer çok kartala hayransanız, eski yıldızlarına sahip çıkan vefalı bir kulüpseniz, yaratıcı bir stadyum yapacaksanız, tarihi dokunun yapısına zarar vermek istemiyorsanız, stada turist çekecekseniz o stadı alçıyla aynı eski dönemlerdeki muhteşem yapılar gibi inşaa eder kartalın kabartmalarını stadın duvarlarına işler, eski efsane futbolcularınızın, başkanlarınızın yüzlerini duvarlarda kabartıp, tüm dünyaya iste Beşiktaşın eşsiz antik modern stadı (arenası) diye lütfedersiniz.. Işte o zaman dünyanın tüm dikkatini çeker onlara biz "farklıyız, özeliz" mesajının en anlamlısını özelini verirsiniz, işte o zaman esas stadın içine müze yapıp biz asırlık bir deviz diyebilirsiniz, dünyadaki elit tabakanında, sanata değer verenin de, yeşilcilerin de, en normal futbol severin de dikkatini çekip Beşiktaşın ne kadar özel bir kulüp oldunu ele güne gösterir bir devrim başlatırsınız. Işte o zaman dünyanın en güzel stadı bizim diyebilirsiniz. Belki de en önemlisi Istanbul'a ve semtiniz Beşiktaş'a saygınızı vefanızı en güzel şekilde göstermiş olursunuz..
Super Bowl Devre Arası Şovu
Stancu Misimovic Bağlantısı

Pek fazla Beşiktaş dışında konuşmak ,yazmak istemem ama bu gece yarısı Telegol programında konuşulan konular Türk futbolunda nelerin yaşandığını net bir dille ifade etmişken bu konu hakkında iki kelam etmek gerekti.
Malumunuz Galatasaray Steau Bükreş takımından 5,6 milyon avro bedelle Bogdan Stancu'yu renklerine bağladı sonra Mersin İdman Yurdu futbol şube sorumlusu Mehmet Işık çıktı dedi ki ' Biz sezon başında Becali'nin sarayına başka bir oyuncu için transfer görüşmesine gitmişken Stancu bize bizzat Becali tarafından 300 bin avro kiralama bedeliyle önerildi ama maddi imkanlarımız elverişli olmadığı için kendisini transfer edemedik , Glatasaray kulübü nasıl bu kadar uçuk bonservis bedeli ödemiş anlamadık.'
Şimdi cevabını merak ettiğimiz sorular var , Mersin futbol şube sorumlusu durup dururken 'bize onu 300 bine veriyorlardı' diye ortaya çıkmaz , bundan bi kazancı yok , yanındakilerin ismini görüşmenin tarihini görüştükleri mekanı vermişken kendisini yalancı konumuna neden düşürmek istesin , üstelik o zamanın manşetlerinde Mersin Stancu flörtü de programda açıkça gösterildi , hatta Stancu'nun Mersin tesislerine gelip geri gittiği bile söylendi, hal böyleyken Adnan Sezgin'in canlı yayında -bu kadar ucuza verilir mi hiç akıl var izan var- yaklaşımı pek gerçekçi değil.

Adnan Sezgin'in canlı yayında iddia ettiği gibi Stancu'nun geçmişinde 2 milyon avroya transfer edildi diye bir bilgi yok, Katar'dan 6 milyon avro teklif edilmiş dedi Sezgin ama Becali daha iyi para kazanmak varken daha aşağısına neden satsın ona da cevap vermedi, ayrıca iddia edildiği gibi İtalya ligindeki kulüpler istemişse eğer oyuncu neden Galatasarayi'ı seçti işte bunlar Adnan Sezgin'in içinden çıkamadığı sorular,içinden çıkamadıkça da zaten kaos ortamından memnuniyet duyan Ahmet Çakar, Erman Toroğlu gibi kodaman yorumcular olayı derinlemesine incelemeye başladılar.

Olayın bir de Mismiovic'le işkillendirilmeye çalışılması söz konusu ,çok çirkin gibi gözüküyor ama Ahmet Çakar'a göre Misimovic -Stancu bağlantısı var.
Yani şöyle olduğnu iddia ediyor Ahmet Çakar; Stancu'yu almak için Misimovic boktan bir sebeple kadro dışı bırakılır çünkü onun için ödenmesi gereken hem kendisine hem kulübüne totalde 8 10 milyon avroluk ücret daha ödenmemiştir.
Misimovic'e istenmediğini net olarak deklare ettikten sonra Avrupa'dan herhangi bir kulübe gidemeyeceğinin rahatlığıyla Rusya'dan bazı kulüplerle görüşmeye başlarlar , hem Avrupa'ya gidemeyen hem Gs'de oynayamayan Mismio'nun iyi de para vermesi beklenen Rusya'ya satılmasına garanti gözüyle bakılır ,burdan gelecek parayla hem Wolfsburg'a olan borç kapatılacak, hem kar yapmış olunacak hem de Hagi'nin hemşerisi stancu alınacak.
İşin burasına kadar olan kısmı yeterince pis ama aklımızın almadığı birşey daha var.
300 bin avro bedelle Mersin'e Steau başkanı tarafından önerildiği net olarak ifade edilen ve yalanlanamayan Stancu'ya Galatasaray yönetimi neden 5 küsür milyon avro bonservis bedeli ödemiştir , bu ödenen bonservis bedelinden kim ne para kazanmıştır ?
Yerli statüsünde oynayacak olan Cenk Tosun'dan bile 200 bin avro için vazgeçecek kadar cüzdanı sıkı olan Galatasaray yönetimi 10 küsür milyon avro maliyeti olan Misimovic'i neden iki haftada gözden çıkarmış ve de 300.000 avro olduğu iddia edilen Stancu'ya 5 küsür milyon avro ödemeyi kabul etmiştir ?
Ahmet Çakar üstü kapalı komisyonculuk iddiasında bulundu , bakalım ilerleyen günlerde Misimovic - Stancu - Becali - Sezgin arasındaki ilişki çözülebilecek mi.