0. Tekil Şahıs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
0. Tekil Şahıs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2011 Cuma

Yeni Beşiktaş

Bundan sonra oturup da hiç maç analizi falan yapmaya gerek yok artık. Olan oldu. Maçla ilgili birkaç güzel şey var, onlar da Necip, İsmail, Cenk. Bundan sonra bu isimlerin yanına Onur da katılsın, Schuster sevmese de Rıdvan da katılsın.

Rıdvan demişken... Ben şahsen Rıdvan'ın zaten çok iyi olduğunu düşünüyorum da kim Rıdvan'ın Erhan Güven'den kötü olduğunu söyleyebilir? Ya da Ekrem Dağ'dan kötü bir bek? Bu takımda Erhan Güven oynuyorsa, çok kritik bir derbi maçında çok kritik bir dakikada oyuna giriyorsa ve Rıdvan da bu olan biteni seyretmek zorunda kalıyorsa bir terslik var bu işte.

Bundan sonra tek bir dileğim var. Takımda fazlalık olan; fakat mecburiyetten oynatılan isimlere neşter vurulsun artık. Takımda yerleri yok. Bunların yerine "bizim çocuklar" oynasın. Kupa maçları da dahil. Unutmadan, Bobo da bizim çocuğumuz. Attırın şu imzayı artık, rahatlayalım.

Yukarıda zikretmediğim bir isim daha var: Ersan Adem Gülüm. Kötü bir tesadüf mü yoksa gerçek mi bilinmez; ama Ersan sakatlandıktan sonra takım bu hale geldi. Takım Ersan'ın bonservisi alınsın diye sabote edilmiş gibi. Eğer böyle bir şey olmuşsa ona bile razıyım. Yeter ki Ersan'ın bonservisi alınsın.

Konuyu döndürüp dolaştırıyorum. Fazla uzatmadan: Kaos ortamına girip de Beşiktaş'ın geleceği harcanmasın; tam tersine o geleceğe yatırım yapılsın bu saatten sonra.



Bir de unutmadan bir not: "Bir derdim var, bin dermana değişmem asla." Hani eğer Beşiktaş'tan soğuyacağımızı düşünenler varsa...

20 Şubat 2011 Pazar

Beşiktaş - Fenerbahçe Nostalji









En sondaki maçta o golden sonra evde büyük bir sevinç, elinde darbukayla evin içinde koşup duran bir çocuk vardı. Bu maçtan sonra da olsun.

18 Şubat 2011 Cuma

Kadro Sorunsalı

Sinirim biraz soğusun, sakinleşeyim dedim; maçtan hemen sonra yazmak istemedim bu yazıyı.

Maç öncesi Kartal Kokoreç'te oturmuş, maçın kritiğini yapıyoruz. Ben okuldan çıkıp gittiğim için kadroyu bilmiyorum ve arkadaşıma soruyorum. Sorduktan sonra aramızdaki diyalog:
- Hakan kalede. Hilbert, Sivok, Ferrari, İsmail. Ernst, Aurelio. Guti, Quaresma. Bobo, Nobre.
+ ?!? (Son isme kadar kafamda kadro dizilimini oturtan ben en sonunda nasıl boş baktıysam artık)
- Valla lan, ciddiyim.

O ismin kadroda olduğunu duymak zaten kafadan moralimi bozmuştu. Neyse dedik, sineye çektik. Ki o "devşirme kardeşler"den nefret ederim. Beşiktaş'ta oynuyor olmaları umurumda değil. Hiçbir şekilde bu formaya layık olmayan iki oyuncu bu arkadaşlar.

Maçta klasik Beşiktaş vardı. Kendimi bildim bileli maçını izlediğim, hiçbir kornerinde "gol olacak" diye heyecanlanmadığım; ama aleyhimizde kullanılan her kornerde "gol olacak" diye kendimi bitirdiğim bir Beşiktaş. Ki bunu istemeden de olsa ilk yarının ortasında kornerden gol yiyerek bir kez daha onayladım. Sonra yine ve yine.

İşin teknik kısmı hakkında çok fazla konuşmak istemiyorum açıkçası. Kendimi konuşacak kapasitede de görmek istemiyorum. Ancak bugün bu kadroyu kısa bir CM geçmişi olan birisine versek daha iyi bir 11 çıkaracağını da düşünüyorum.

Schuster'in ve yaptıklarının düne kadar arkasındaydım. Oynatmaya çalıştığı futbolun hala arkasındayım. Hala da Schuster'in takımdan gitmemesi gerektiğini düşünüyorum; ama... Ama bu mantaliteyle değil artık. İşe yarayacak gibi durmuyor çünkü. Schuster'in artık kendine bakma zamanı gelmiştir. Oyuncu seçimlerinde bariz hatalar yapmakta kendisi. Benim kişisel olarak sevmediğim oyuncuları oynatmasının bu düşüncemde zerre kadar etkisi yok. Sadece onun gördüğü ve bizim göremediğimiz ne var çok merak ediyorum.

Devşirme kardeşlerin birisi yüzünden Necip günden güne eriyor. Diğeri yüzünden zaten bir kişi eksik oynuyoruz. "Alman" Ernst'imizi ilk kez böyle bitkin görüyorum. Bobo'nun kafası kazan gibi, koşarken bile belli oluyor. Takım günden güne geriliyor. Önceden "gol yiyen ve gol atan" takımken şimdi "gol yiyen" takım hüviyetindeyiz. Taktik/teknikten anlamasam da bir takımda böyle keskin bir değişim varsa sorun vardır diyebilirim zannımca. Dünden sonra da bunun sebebinin artık Schuster olduğunu düşünmekteyim. Sakin kafayla düşününce de bu böyle.

Not: Schuster maçtan sonra "İstemeyen evine gitsin." demiş. Evet, kendisinin dik konuştuğunu biliyoruz, çoğu zaman arkasındayız da. Fakat Beşiktaş taraftarının evinin o stad olduğunu bilmesi, kendisi bilmiyorsa birisinin ona öğretmesi gerekiyor. Beşiktaş taraftarına bu şekilde cephe alırsa kimin evine gideceğini yaşayarak (ne kadar umrunda olur bilmiyorum) görebilir.


2 Ocak 2011 Pazar

Tribünün Sesi

Besteler, taraftarı seyirciden ayıran; taraftarı takımla bütünleştirendir. Kimse de kusura bakmasın ama bunu Türkiye'de en iyi uygulayan Beşiktaş taraftarıdır. Öyle zamanlarda öyle besteler söyler ki tüyleri diken diken eder, gözleri yaşartır ya da gülmekten tezahürata katılamazsınız bazen.

Sevilen beste listesi hazırlamak bir Beşiktaşlı için aşırı zor birşey aslında. O kadar beste arasında illa ki eksiklikler olacaktır. Bunu minimuma indirmek için bazı kıstaslar koyarak hazırladım bu listeyi. Bunlardan birisi artık klasikleşmiş besteleri (Üçlü, Gündoğdu vb) listeye koymamak idi. Bir diğeri de belli bir melodisi olup beste formuna uymasıydı (Yağmurlu Bir Günde tam sınırda kaldığından koymadım). Yine eksiklikler olacaktır. Zira listeyi 10'a indirirken bile zorlandım baya.

10- Seninle Başladı Hayat: Bu bestenin onuncu sırada yer bulmasının tek sebebi listeyi hazırlarken dikkat ettiğim kriterlerin dışındaki tek beste olması. O kriter de rakip takımların anılmadığı bestelerden oluşmasıydı. Ama dayanamadım, bunu aldım. 100. yıl negzeldi.



9- Haydi Bastır Beşiktaş: Bu beste benim aklıma hep bir alttakiyle beraber gelir. Hala arada söylenir, ne de güzel edilir.



8- Seninle Ağladık Senle Güldük Biz: Böyle güzel renkleri olan bir takım için böyle besteler yapmak zor olmasa gerek. Önerme basit: Takım güzel, renkler güzel, besteler güzel. Yaşadığımız yer zindan da olsa aydınlığa çıkacağımız umudu hep var, hep olacak.



7- Çok Seviyoruz Deli Gibi: Müthiş davul ritmi, devamlı söylendiğinde stadda oluşan muazzam ortam. Yok, bu sevdanın tarifi gerçekten yok.



6- Bir Derdim Var Bin Dermana Değişmem Asla: Şah Hatayi'nin Muhabbet Bağında adlı deyişinin can alıcı mısrası. Bu mısrayı bir tezahürat içinde kullanmak da Beşiktaş dışında başka takım taraftarlarına nasip olmaz. Onlara yakışmaz da zaten. Derdimiz vardır; severiz. Dertli olmayı severiz biz. Son Rapid Wien maçında ufaktan söylenir gibi oldu. Devamı da gelsin.



5- Yarınlarımızsın Beşiktaş: Tribüne çok giremeyen bir beste oldu bu. Ama bu, listeye girmesine engel olamaz. Dünümüz, bugünümüz, yarınımız. Hep vardı, hep olacak, hep seveceğiz.



4- Kartal Şampiyon Olacak: Söylemesi çok kolay olmadığından bu da tribünde çok fazla yer edinemese de hem müziğiyle hem de sözleriyle en samimi bestelerden birisi. Hayal deyince çoğumuzun aklına gelen ilk şey takım kaptanının o kupayı kaldırmasıdır zira.



3- Sen Benim Her Gece Efkarım: "Çok arabesk yæ", "Tribünde gitmez bu yæ". Öyle bir gider ki dut yemiş bülbüle döndürür, tribünü seyrettirir adama. Sadece tezahürat değildir bu kesinlikle, ötesidir. Atkı açtırır, göz doldurur, sigara içirtir.



2- Gücüne Güç Katmaya Geldik: Beşiktaş taraftarını diğerlerinden ayıran özellikler vardır. Bunlardan birisi de bazı şarkıların, bazı şarkıcıların Beşiktaş'a yakışmasıdır. Mesela Bella Ciao ya da Leman Sam - Kıyamam Sana. Bu şarkıları başka tribünlerde duyamazsınız, duysanız da yadırgarsınız. Ama Beşiktaş tribününde duyduğunuzda tam tersinin olduğunu hissedersiniz. Bu şarkılar bu tribüne yakışmaktadır. Suavi'nin Tükenme'si de o şarkılardan. Sözler de muazzam bir şekilde uyarlandığında ortaya böyle bir şaheser çıkması çok zor değil.



1- Her Zaman Her Yerde: Benim için her zaman Beşiktaş'ı anlatan beste budur. Beşiktaş, gözlerde bir damlar yaş, kalplerdeki aşktır. Kısa ve öz. Aksini söyleyen beri gelsin.

20 Aralık 2010 Pazartesi

Burası Beşiktaş

Bu fotoğrafın üstüne daha ne denebilir ki?



Sonradan edit: Bir de bu fotoğrafı görünce aklıma gelen aşağıdaki fotoğraf vardı. Aile fotoğrafı.


16 Aralık 2010 Perşembe

Beşiktaş Seninle Donmaya Geldik

Son yarım saati buz gibi geçen rahat maçı rahat aldık. Tribün iyiydi, Bursa maçından çok daha iyiydi.

Kaptanlık bandı yakışıyor Guti'ye. O da o bandı takınca daha bi' güzel oynuyor sanki.

Quaresma dikkat etsin kendine. Sakatlanmasın.

Takımda Quaresma, Guti olunca diğer oyunculara da bir güven geliyor. Böyle bi' çalım atmalar, topla oynamalar falan.

Kornerden gol(ler) attık! Allah'ım sana geliyorum!

Tabata bildiğimiz Tabata.

75. dakika Rapid Wien taraftarlarının yaktığı meşale vücudumu ısıtmasa da içimi ısıttı. Yasaklamayın şu mereti!

Beşiktaşlı olmak devre arasında boğaza karşı sigara, çay içmektir. Yeni stadda böyle bir lüks olabilme imkanının sıfıra yakınsadığını bilmek çok acı.




6 Aralık 2010 Pazartesi

Beşiktaş - Bursa / Tribün Üstüne

Maç öncesi, maç sonrası, oynanan futbol, kartlar, taraftar hakkında çeşitli yazılar yazıldı. Bu da onlardan birisi aslında. Tek farkı şimdiye kadar rastlamadığım veya gözden kaçırdığım şeylerden bahsetmem olacak.

Genel olarak Beşiktaş - Bursa maçında tribünün çok iyi olduğundan, taraftarın süper olduğundan bahsedilmiş. Bu yazıları ve yorumları görünce şaşırdım doğrusu. Zira benim gördüğüm tribün kötüydü. Baya kötüydü.

Kapalının net bir şekilde organize olamadığı, sesinin çıkmadığı, yeni açığın çok pasif kaldığı bir maçtı. Bundaki ilk neden maçın tamamen dolu tribünlere oynanması idi. Yani sadece "taraftar" değil, "seyirci" de vardı tribünde ve her önemli maçta olduğu gibi bu maçta da bunun sıkıntısı yaşandı. Herhangi bir maçta tek başına tüm stadı inleten kapalı, eski açığın desteği bile arkasında iken sessiz kaldı bu maçta.

Maç öncesi Bursalıların kışkırtmalarına, koltukları sökmelerine, Alen'e laf atmalarına ve en sonunda da o rezil ırkçı tezahüratlarına gerekli karşılıklar verildi. Ki maç öncesi de bu kontralar hariç sessiz bit tribün vardı genel olarak. Bunlardan da Bursalıları en çok sinir edeni "Beşiktaş'ın çocuğu Ertuğrul Sağlam." denmesiydi.

Maça Bursalıların üçlüsüyle başlandı. Üzerimde bunun şaşkınlığı varken Gündoğdu karşılığı geldi. Sevdim; fakat bu da sonuna kadar aynı tempo da söylenemedi. Her tezahürat "laylaylay" diye başlayıp daha sözlere gelmeden bitiyordu. Daha önce böylesine pek rastlamamıştım açıkçası.

Tribünü öven yazılarda bahsedilen o "coşulan anlar" maçın çok çok az bir kısmıydı ve bütün stad aynı anda devreye giriyordu. Bu anlarda gerçekten kendi sesimi bile duymakta zorlandım; ama çok kısa bir süre sonra sessizliğe gömülüyordu herkes. Sessiz olmayı kabullenebilirim. Tribünde çok farklı insan olmasına bağlayabilirim. Ancak bu kadar coşkulu tezahürattan sonra bir anda susmayı tercih eden bir tribün vardı maçta.

Bu gaza gelinen anların yanında Volkan'ın kırmızı kartından sonra tribünleri tahrik etmeye çalışması, sahadan bir türlü çıkmak bilmemesi üstüne yapılan "Volkan papucu yarım, çık dışarıya oynayalım" ve maç sonunda direkten dönen topun ardından gelen rahatlamayla yapılan Şinanari güzel notlardı. Ali kuçik'e yapılan jest ise muazzamdı.

Bursa'nın meşhur(!) tribününü de bu maçta görmüş olduk böylece. Ortaokul-lise maçıymış gibi "Saldırın durmadan" tarzında tezahüratlar yapan muhteşem bir tribünleri var.

Yazıyı bağlamak adına şöyle şöyle söyleyeyim. Az çok deplasmana giden birisi olarak şunu diyebilirim ki eğer deplasmanda böyle bir tribünü, daha doğrusu bu kadar açığı Beşiktaş taraftarı yakalasa hiç affetmez, o stadı yıkardı. Benim memnuniyetsizliğin bundan dolayı da olabilir.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Sen Bize Lazımsın Olm

Bak senin jenerasyon oynuyor artık Beşiktaş'ta. Taraftar da gereken desteği veriyor. Elini çabuk tut sen de gel. Kendine dikkat et bak. Sakatlık haberini görünce yüreğimiz ağzımıza geliyor. Aman diyeyim. Bekliyoruz seni. Kib grşz.


26 Ekim 2010 Salı

King of Carsi

EA Sports'un Fifa11 için hazırladığı We Are Eleven serisinin 9. bölümü. Huzurlarınızda Beşiktaş.

21 Ekim 2010 Perşembe

Porto Notları

Kalede Cenk olsaydı yenilmez miydik? Yenilirdik belki; ama bu şekilde bir gol yemezdi. Her maç Hakan'ın hatasını temizlemeye çalışan bir takım var ortada. Takım bastırıyorken bir şekilde basit bir gol yemek, sonra o golü çıkarmak, daha sonra da öne geçmek için oynayan bir takım Beşiktaş.

Bugün "Guti ve Quaresma yoktu." diyenlere "3 sene önce en büyük yıldızlarımızın Delgado ve Tello olduğu; Gökhan Zan, İbrahim Akın ve Serdar Özkan'lı kadroyla uzatmalarda Porto'ya Quaresma'nın golüyle yenilmiştik." demek istiyorum.

Bugünkü 11'de kalburüstü iki oyuncu var: Ernst ve Bobo. Necip de hemen peşlerinde.

Tabata... Delgado'yu aramak zorunda bıraktın ya. Ne diyeyim artık.

Bobo her türlü bu takımın forveti. Topu indirin, o golü atar.

Adamsın Ernst! Hem android hem adam!



Not: Seni hayatım boyunca hiç sevmedim Porto. Hep Benfica vardı benim için. Hala da öyle.

16 Ekim 2010 Cumartesi

Nuri vs Podolski

Tarihin gördüğü en sağlam ayarlardan birisinin kahramanı oldu Nuri Şahin. Maç içinde Nuri ile tartışan Podolski, Almanya-Türkiye maçını hatırlatarak eliyle 3 yaptı. 91. dakikada galibiyet golünü atan Nuri'nin ise intikamı acı oldu.



27 Eylül 2010 Pazartesi

Forma

Koleksiyoncu değilim ama formalara oldum olası ilgim var. Antalya maçında yeni nostalji formayı aldıktan sonra aklıma geldi bu postu yazmak. En başında şunu belirteyim, yeni çıkan nostalji forma bana göre Beşiktaş tarihinin satışa çıkmış en güzel forması. Ben eskide yaşamayı sevdiğimden böyle düşünüyor olabilirim. Fakat ne göğsünde, ne sırtında, ne bilmemneresinde sponsor var. Sadece Beşiktaş amblemi. Tam olması gerektiği gibi. Hatta kanımca o dönemin amblemini bile yapabilirlerdi. Neyse, bu hali de gayet güzel.

Beşiktaş'ın giydiği en güzel formalar. Benim yaşım buna müsade ettiği, zaten forma endüstrisi de Türkiye'de 90'ların ortasından sonra geliştiği için bu postun genelini ondan sonraki formalar oluşturuyor.

5- 2000-01 Gümüş: Reebok'ın zaten Beşiktaş'a hiç bir falsosu yoktu. Bu forma ile de tasarım becerisi bana göre tavan yapmıştı. Çok fazla giyildiğini hatırlamıyorum ama çokzel formaydı. Münch, Nouma, Ahmet Dursun, Karhan, Şifo, tıfıl Nihat ve tabi ki Ali Eren.



4- 2008-09 Beyaz: Umbro'nun da tam işleri düzelttiği; fakat vazgeçildiği şampiyonluk forması. Zaten beyaz forma fetişim var. Bir de son yıllardaki en güzel beyaz tasarımı olunca koymamak olmazdı. Ah bir de altına siyah şort giyseydik. Son sezondaki Adidas beyaz formanın da bundan altta kalır yanı yok, hatta belki daha güzel. Ama o forma hala kullanılıyor diyerek durumu kurtarayım. Ernst, Üzülmez, Holosko, Tello.



3- 2002-03 Kırmızı: Puma'nın iyi başladığı kötü bitirdiği sponsorluğunun en verimli zamanınından. Üçüncü rengimizi, bayrağımızın kırmızısını, bu formadan sonra bir sezon daha gördük. Sonrası yok. Onun yerine üçüncü renk olarak zorla kabul ettirilmeye çalışılan gri var. Ama ille de kırmızı. Tayfur, Pancu, Giunti, İlhan Mansız.



2- 2007-08 Nostalji: Bir çok kişi benimle bu konuda ters düşecektir; ama çıkarılan nostalji formalan içinde Umbro'nun çıkardığı bu forma bence en güzeli. Yine birçok kişiyle ters düşeceğim ama kartallı amblemi sevdiğimden olabilir. Forma reklamları da cuk oturmuştu bu formaya. Ricardinho, Bobo.



1- 1994-95 Baklava: Adidas'ın o sezonki klasik dizaynıydı aslında. Ama benim gördüğüm en güzel Beşiktaş forması budur. Yanındaki şampiyonluk da bonusu. Mutlu, Madida, Rıza, Sverisson.



5 tane forma seçmeye çalıştığım için içim giderek koyamadığım; ama yine de gönlümün el vermediği formalar:

2002-03 Çubuklu


1985-86 Çizgili


1995-96 Beyaz

24 Eylül 2010 Cuma

Şeref



O, Beşiktaş'ı kurmadı ama çok büyük çoğunluğumuzun Beşiktaş'ı sevme sebebi olan futbol takımını kulübe kazandırdı. Bugün bu takım üzerinden sevmeye başlayıp aşık olduğumuz bu kulübün çok şey, belki de varlığını, borçlu olduğu; hayatta yaşayabileceğimiz en güzel duygulardan birisini yaşamamızı sağlayan insanı kaç Beşiktaşlı hakkıyla bilip, sahip çıkıyor? 'Şeref' deyince kaç kişinin aklına O geliyor?


Şeref Bey aslen Erzincan İli, Kemaliye İlçesi, Kavacık Köyü'nden olup, babası Mehmet Bey İstanbul'a göç ettikten sonra orada 1894'te dünyaya gelmiş, ömrünü Beşiktaş için harcamış, hastalığını Beşiktaş yüzünden ikinci plana atmış, 1933'te hayata veda etmiştir. Bizlerin deyimiyle Beşiktaş için şehit olmuştur.

Asıl ismi Ahmet Şerafettin olup babası gümrük memurudur. Ahmet ismi de babasının babasından, yani dedesinden, gelmektedir. Valideçeşme Dibek Sokak'ta 7 numaralı evde doğmuştur.
Fransız mektebini bitirdikten sonra, darülfünunda eğitimine devam etmiş ve 20 yaşında mezun olmuştur. Valideçeşme'de mahallenin gençleriyle kurduğu takımla futbol maçları yapan Şeref Bey'le Beşiktaş'ın yolları 1911'de kesişmiş, bu tarihte kulüp olarak Beşiktaş bünyesine katılmışlardır. Zira o zamana kadar Beşiktaş Kulübü'nde futbol branşı yoktur.

1919'a kadar liglere katılmayan, sadece diğer kulüplerle özel maçlar yapan Beşiktaş bu tarihte Türk İdman Birliği'ne katılmış, 2 sene süren bu ligin tek şampiyonu olmuştur. Bu tarihten sonra liglere katılmaya devam eden Beşiktaş'ın bir sahaya ihtiyacı olduğunu düşünen Şeref Bey 1929 yılında Taksim Stadı'nın bir kısmının hissesini satın almış ve böylece Beşiktaşlı sporcuların idman ve maçlarını yapmaları için bir yer temin etmiştir.
Bundan kısa bir zaman sonra daha sonra Çırağan Sarayı'nın yanında Şeref Stadı'nın bulunduğu mevkiyi alarak Beşiktaş'a kendi stadını kazandırmak için çalışmalara başlayan Şeref Bey bu çalışmaları sırasında hastalığa yakalanmış; fakat hayatı boyunca öncelik verdiği Beşiktaş'a bu konuda da önceliği vermiş, hastalığının tedavisini aksatmış ve 1933 yılında çok sevdiği Beşiktaş için şehit olmuştur. İnşasına başlanan stad ise 1940 yılında tamamlanmış ve stada olabilecek en doğru isim, Şeref, verilmiştir.


Şeref Bey Beşiktaş idareciliğinin yanısıra Türk Futbolunun gelişimi için de büyük çabalar sarfetmiştir. Federasyonda aktif görevlerde bulunmuş ve hakemlik yapmıştır. 1928'de Budapeşte'de yönettiği Macaristan-Avusturya maçı ile de ilk uluslararası Türk Futbol hakemi olma onuruna erişmiştir. Bütün bu işlerinin yanı sıra mesleği olan tarih öğretmenliğine de devam etmiştir.

Şeref Bey her yıl daha da büyüyen bir kitleyle 8-14 haziran haftasında, özellikle Son Barikat'ın çabalarıyla, Yahya Efendi Dergahı'nda bulunan mezarı başında anılmaktadır. Bunun yanında Unibjk tarafından yaptırılan heykelinin açılışı da 19.03.2008 tarihinde Fulya Dünya Barış Parkı'nda, Baba Hakkı'nın hemen karşısında yapılmıştır.

Beşiktaş takımı o zamandan beri "Şeref'in çocukları" olarak anılmaktadır ve anılmaya da devam edecektir.
Ruhu şad olsun.