19 Ağustos 2013 Pazartesi
Derbimator Besiktas
Mac oncesinde hemen hemen beklenen onbir sahadaydi, sakatlik riski devam eden Almeida'nin yerine Mustafa, ortasahada sert mucadele gececegi on goruldugunden Oguzhan yerine Veli, sozlesmeli solbek Ersan, hazirlik kampinin kipirdayan ismi Dentinho ve gerisi takimi olusturan iskelet, belki Pedro yerine Escude supriz olmus olabilir ancak ben Bilic'in Escude'nin tecrubesinden faydalanacagini ve uzun lig, kupa, avrupa maclari yogunlugunda ara ara Pedro'ya sans verecegini dusunuyorum. Pedro'nun bir proje oldugunun devamli vurgulanmasi bu sebeptendir.. Ilerleyen yillara yavas yavas hazirlanacak ve parlatilip satilacak.
Macin ozetine gelecek olursak; ilk yari dusuk tempoda gecen fakat Besiktas'in oyuna hakim oldugu bir devre izledik, Trabzon'a mactan once bir puan verseler Istanbul'a gelmeye tenezzul etmeyeceklermis goruntusu vardi. Nitekim ikinci yariyla beraber galibiyet icin vitesi bir tik yukari atan Besiktas sahadaydi. Once Mustafa-Almeida sonrasinda Dentinho-Tore degisiklikleriyle sezon basindaki cogu Besiktaslinin kafasinda kurdugu, defterlerinin arka kapagina yazdigi ideal onbire yaklasildi, sonrasinda ozellikle Tore'nin oyuna getirdigi pas kalitesi farkini hissettirmeye basladi, Besiktas Tranbzon'u ringin kosesine sikistirip once ilk olumcul yumrugunu savurdu Olcay'la, burada Atiba ve Fernandes'in dikine paslarini es gecmemek lazim. Golden sonra cogu Besiktasli geriye yaslanacagimizi dusunurken Olcay'in rakibin yari sahasinda yaptigi inatci pres sonrasi kazandigi topta Tore'nin klas goluyle rakibini nakavt eden vurusu yapiyordu, Tore'nin gol vurusu esnasinda Trabzon ceza sahasi icinde dort Besiktasli oldugunu dip not olarak gecmekte fayda var. Bu golden sonra Tranbzon'nun ciliz ataklari skoru degistirmeye yetmezken, Bilic'in mac boyunca notunu kirdigim tek hareketi olan Olcay-Toraman degisikligi geldi.. Rakibini ciddiye alip skoru korumak amacli alinmis bir karar olsa bile kenarda Necip, Muhammed, Oguzhan gibi oynadigi her mac gelisimlerine katki olacak oyuncular bulunurken Toraman gibi kariyerinin artik sonlarina gelmis bir oyuncuyu oyuna almasi icime pek sinmedi, onu da nazar boncugu yapalim bu seferlik..
Macta bireysel performanslara ve goze carpan unsurlara gelecek olursak eger ilk oncelikle Bilic'in oyun sistemine atifta bulunmak isterim. Uzun yillar sonra birileri Besiktas'a buyuk maclar kazandiracak, guc dengemizin yakin oldugu rakipler karsisinda bizi avantajli durumua gecirecek ve en onemlisi Turkiye ligine uygun ideal bir oyun sistemi insaa etmeye calisiyor. Dunku oyuna bakarak bu sezon son on yilda kazanmadigimiz kadar derbi kazanabiliriz diyebilirim cunku bu oyun anlayisi derbi maclar icin bicilmis kaftan. Turkiye-Hirvatistan play off ilk macini dusundugunuzde animsayacaginiz ilk sey baskili ve heyecanli baslayan tarafin Turkiye oldugu ve dakikalar ilerledikce oyunun kontrolunu tamamen elimize aldigimiz dakikalarda bir anda Hirvatistan'in goluyle geriye dustugumuz, sonrasina golun sokunu atlatmaya calistigimiz ve tekrardan oyuna hakim olduktan sonra ha gol bulduk ha bulacagiz derken ikinciyi yedigimiz ve sonrasinda Hirvatistan'a karsi darmadagin oldugumuzdur. Bu ayni senaryoyu Galatasaray ve Fenerbahce maclarina uyarlamak cok kolay dediginizi duyar gibiyim.. Ozellikle yapilacak "net bitirici santrafor" transferi Besiktas'i sampiyonluk yarisinda iddiali konuma sokar.. Bu sezon gectigimiz yillara nazaran cok pozisyon bulamayacagimiz bariz ortadayken ve buldugumuz pozisyonlarin altin degerinde oldugunu dusunursek Almeida gibi ne zaman ne yapacagi kestirelemeyen daha onemlisi sezon ici devamliligi yerlerde surunen bir santrafora guvenilip lige baslamak Besiktas'in koca bir sezonunu, SL'den gelecek trilyonlari cope atmakla ayni anlama gelebilir. Dunku macta ciktigi kafa topu mucadelesinden sonra yerde kaldiktan sonra sahayi sedyeyle terkedip 6 ay sahalardan uzak kalacagi soylenseydi hangimiz sasisirdi? Bu yuzden bir an once santrafor transferi halledilmeli, sol bek transferi askiya bile alinabilir sonucta solbek mevkisi yuzunden bir kac mac puan kaybedebiliriz fakat bir goclu sampiyonlugu belirleyen en buyuk unsurlarin basinda gelir..
Tekrar saha icine donecek olursak Atiba, Tolga ve Gokhan buyuk kazanim, ozellikle Gokhan ve Tolga yerli kontenjani kuralinin Turk futbolculari one cikarmasi nedeniyle cok yerinde transferler, Mc Gregor ve Holosko'nun aciklarini daha saglam adamlarla kapattik gibi gorunuyor. Umarim Tore dun aksamki performansini arttirarak surdurur ve bonservisiyle takima katilir. Tolga'nin durusu bile guven vermeye yetiyor, bir topu sektirip bir kornerde bosa cikmasina ragmen Batuhan'in vurusunda adim atmadan koseye uzamasi klasini gormemize yetti. Atiba Ernst'in ilk geldigi zamanlari animsatiyor, sahanin her yerinde, topla iyi hatta Fernandes'ten daha pratik, kararini top gelmeden veriyor ve uyguladiktan sonra tekrar bosa cikip pas opsiyonu olusturuyor, keske ortasahamizda 3 Atibamiz olsa..
Veli'de bu sezon one cikan isimlerin basinda geliyor, bir kere sahanin her yerinde onu top pesinde kosarken, rakibi rahatsiz ederken gormek mumukun, cigerleri el verdigi olcude tum kalbiyle oynuyor, ayagi cok iyi olmasa da bu sorununu basit oynayarak kapatiyor, iki yil oncesine kadar sol acik oynayan bir futbolcu icin merkez ortasahaya evrilip inanilmaz gelisme gosterdi, boyle devam ederse Gattusomuz olur.. Bu sezon taraftarla arasinda ozel bir bag olacagina inaniyorum, Besiktas taraftarlari bu tip adamlara hep baska bakmistir, bu sezon yerli oyuncu olmasi avantajini da kullanarak cok faydali olacaktir..
Olcay'in gol ve asistle baslamasina cok sevindim cunku Besiktasli yazarlar basta olmak uzere neredeyse tum spor medyasi gecen sezonun bitmesiyle beraber Olcay'in bu sezon ilk sezonundaki gol adedine ulasamayacagini israrla belirtip durdular, bu degerli bilgi icin kendilerine tesekkur ediyorum.. Ustundeki bu baskiyi kirmak icin golle baslamasi cok onemliydi, ustune cokta guzel bir asist yapmasi kremasi oldu, ayrica bu sezon gecen seneye oranla sol bekine defansta inanilmaz yardimci oluyor,sadece ikinci golden sonra en az 3 pas arasi yapti sonrasinda yerini Toraman'a birakti.. Bu sezon yine en buyuk gol umitlerimizden.
Son parantez Serdar icin, transfer edildiginde bir cok kisi burun kivirdi fakat macta gosterdigi performansla bos bir adam olmadigini gosterdi, ilk yarida ikiye bir yakalandigi pozisyonda pozisyon bilgisinin ne duzeyde oldugunu gosterdi, hucuma cikislarinda da neredeyse hatasiz oynadi.. Mac sonu roportajini izledim iki kelimeyi bir araya getirip konusabilen nadir yerli oyunculardan, Tolga'da bu konuda dikkatimi cekti, Besiktas hem futbolcu hem de karakter olarak iyi futbolcular secmis.
Lige uc puanla baslamak cok onemliydi, bugun gazetelerde Fernandes'in Benfica'ya gidecegi yaziliyor, bu haberlerin olasi bir yenilgiden sonra ne bicimde yapilcagini dusunun.. Yuksek ihtimal onumuzdeki Tromso macindan da galip olarak ayrilacagiz, takimin galibiyete alismasi cok onemli, daha bu takima Ismail, Holosko, Sezer, Enenramo katilacak, genis bir kadro, iyi bir teknik ekip, akilli bir futbol direktoru neden olmasin dedirtiyor.. son olarak Bilic'in mac sonrasi tek tek Trabzonlu futbolculari tebrik etmesi mest etti desem yeridir.
24 Temmuz 2013 Çarşamba
Ozledik be Seni
16 Temmuz 2012 Pazartesi
11 Subat 2012 Soru-Yorum Programı
26 Mart 2012 Pazartesi
Bilinmezlik

16 Mart 2012 Cuma
Kısa Kısa

9 Şubat 2012 Perşembe
Kaybedenler
2 Şubat 2012 Perşembe
Armayı Öpen Quaresma

30 Ocak 2012 Pazartesi
Forzadan Rıdvan Akar'a Cevap

"Beşiktaşımızın değerlerini ayaklar altına alanlara, bunu fırsat bilip Beşiktaşımıza ve değerlerine giydirenlere, bunu da fırsat bilip tribüne ve çArşı'ya sallayanlara alayına gider. Çarşı."
27 Ocak 2012 Cuma
Bobo Tamam Sırada Sivok Var

Gaziantep maçında Sivok'u kadroda göremeyince hafif bir sakatlığı olduğunu düşünmüştüm, meğersem vizyonu geniş yönetimin ufak bir göz dağı çalışmasıymış.. Aynı filmi geçen sezon Bobo'yla izlemiştik, bu sezon öznemiz Sivok. Giden çarka çomak sokmada üstüne olmayan yönetimin Sivok'a göz yumması düşünülemezdi. Sivok'un istediğiyle yönetimin verdiği rakam arasında 200 bin euro varmış ve bu rakam yüzünden Sivok Antep maç kadrosuna alınmamış. Orada kaybedilecek bir puan bile şampiyonluk yarışında darbe almamıza neden olacakken yönetimin bu ucuz oyunlara kalkışması açıklanamaz. Tabi biz sezon sonu gider satın alma opsiyonu 8 milyon euro olan Sidnei'yi alırız, üstüne senelik "cüzi" bir maaş veririz. Kazanan yine "vizyonu geniş Beşiktaş yönetimi" olur.
26 Ocak 2012 Perşembe
Keşke...
Keşke o sözünü ettiğiniz transferleri hiç yapmasaydınız.25 Ocak 2012 Çarşamba
Mücadele

12 Ocak 2012 Perşembe
Carvalhal Hoca!

17 Aralık 2011 Cumartesi
Aradaki 7 Farkı Bulun!
7 farktan fazla fark olduğu bariz aslında, geçen sezonla ve bu sezon futbolcuların kondisyonu arasında siyahla beyaz kadar fark var.. O günlerde de bir yazı yazmıştım Carlos Cascallana hakkında, kendisinin Atletico Madrid'in Paf takımının kondisyoneri olduğundan bahsetmiştik, zaten aşağıda linkini vereceğim röportajında da resmi olarak 2. seviye bir kondisyoner olduğunu belirtiyor.. Teknik direktörün en "alasını" getiren yönetim, cebinden bir kaç bin dolar daha fazla eksilmesin diye zaten gereği olmayan 1. sınıf kondisyoneri gerek görmemişti ki geçen sezonki maç trafiğiyle bu sezonun arasında da dağlar kadar fark var ya neyse ben size Roland Koch'un ve Carlos Cascallana'nin Beşiktaşın başındayken verdikleri röportajlardan birer pasaj vereyim, fark açık ve net.
Soru: Babanın uzmanlığı ile ilgili bir şey sorayım. Türkiye'deki futbolcuların fiziksel özellikleri hakkında ne düşünüyorsun? 70'den sonra yorulmaya başlıyor çoğu. Haftada 3 maç yapmaktan şikayet edenler var. Bence yeterli değiller. (röportajın linki için)
Cascallana cevap: Türkiye'de futbol bir din! Şaka yapmıyorum. Her ülkede futbol sevilir ama Türkiye'de farklı. Bununla birlikte, futbolcular da işlerine aşık. Birinci dakikadan itibaren deliler gibi koşmaya başlıyorlar. Tüm maç böyle oluyor, ancak böyle olmamalı. Futbolcu gerektiğinde koşmalı, böyle olmazsa 70'den sonra pozisyonunda sabit kalmaya başlıyor.
Koch: Öyle bir takım olmalı ki iyi durumlarından dolayı hangi futbolcuyu oynatalım diye düşünmeliyiz. Bu noktada rekabet en önemli silahımız olacak. Testleri bunun için yapıyoruz. Futbolcuları takım olarak değil bireysel olarak ölçüyoruz. Örneğin bazı oyuncular hız testinde ilk 10 metre iyi son 25'te yavaş. Onu geliştirmemiz gerek. Bazı oyuncular sağa dönerken hızlılar ama sola dönüşte yavaşlar. O zaman defans oyuncusuysanız ve sola dönüşte ağırsanız oraya çalışmanız gerek. Bunları hepsinin seviyesini geliştirmek için yapıyoruz. (röportajın linki için)
12 Aralık 2011 Pazartesi
Sınav Başladı

9 Aralık 2011 Cuma
Dans et Şampiyon

Beşiktaş-Manisaspor Maç Değerlendirmesi

5 Aralık 2011 Pazartesi
Kısa Kısa

21 Kasım 2011 Pazartesi
Cartalete Röportajı İkinci Kısım

—Onur, Burak, Mehmet, Atınç, Muhammed, Furkan, Cankurt, Erkut hiç forma sansı bulamayan oyuncular formayı bırak çoğu 18 yüzü göremiyor… Sence esas olarak alt yapının başına getirilen Carvalhal'in, bu oyunculara hiç şans tanımaması sonrası için bir handikap yaratmaz mı? Carvalhal bir gün altyapının başına geçtiğinde, nasıl bu futbolculara güven aşılayacak? Nasıl onlara “A takımda oynayabilirsiniz!” mesajı verecek?
Carvalhal şuanda A Takım’ı çalıştırmakla yükümlü. Üstelik, başarılı olması durumunda bu seviyede kalma ihtimali de yüksek… Şunu çok iyi biliyoruz ki, bir teknik direktör isterse alt yapıdan Messi çıkartsın; puan tablosundaki yeri iyi değilse gider. O yüzden ben, Carvalhal’in hedef maçlarında hazır oyuncuların dışına çıkmamasını anlarım. Üstelik Tayfur Havutçu, hiçbir anlamı kalmayan lig maçlarının sonuncusunda bile, eli titreyerek gençlere şans vermişti. Carlos için pek öyle bir fırsat olmadı. Bu sene Türkiye Kupası da grup şeklinde oynanmayacak, bununla beraber kadro derinliği de geçen senelere göre iyi sayılır… Gençlerin önünü kapatan etkenler artıyor.
Ama şu da var; bu çocuklar için 18’e girmek bile büyük lütuf oluyor maddi – manevi. Maddi diyorum çünkü milyon Euro alan futbolcu için galibiyet primi pek anlamlı olmaz. Ama alt yapıda, birebir duyduğum ve profesyonel sözleşmesi olmasına rağmen, ağabeyinden harçlık isteyen oyuncular mevcut… Onlar için galibiyet primi, neredeyse değişen hayat demek. Ayrıca, gelecekten umutlanmak demek… Saydığınız isimleri sırayla alırsın 18’e, skor garanti altındaysa (ki söz konusu Beşiktaş olunca, bu 80 maçta 1 denk geliyor) oyuna bile sokabilirsin. Ama hiç yoktan, 18’e girmeleri bile bir şeydir…
"Necip için düşüşte trendi başlandı"
—Seneye Antalyasporlu Emrah Başsan ve Eskişehir’den Alper Potuk’un alınması durumunda, transfer bitti diyebilir miyiz?
Emrah ve Alper benim de oldukça beğendiğim oyuncular. Lakin Emrah’ın bölgesinde oynayabilecek, yetenekli isimler vardır alt yapıda. Erkut, Muhammed, Ali İhsan gibi… Hatta alt yapıdaki yetenek birikimi; bu kanat – forvet bölgesinde yoğunluk kazanmış durumda. Ama Alper gibi bir model yok… Hatta Türk futbolunda da yok böyle, topu alınca yüzünü rakip kaleye dönen ve direkt olarak dikine oynamayı seven bir ortasaha. Tek Alper transferiyle bile, yerli transfer olayı kapanır. Ama yabancılar konusunda bir düzenleme şart.
—A2’den kiraya verilen Sezer, Cumali, Erkam, Oğuz ve Emre gibi futbolcuların geri gelme şansını ne olarak görüyorsun?
Emre Özkan, Tigana döneminden bu yana radarımda olan bir oyuncu. Bu sene zirve yapıyor artık, bir Süper Lig takımında banko oynuyor. Fizik olarak da hem defansif bek hem de stoper oynayabilecek yapıya sahip. Önemli bir alternatif olabilir kadro içinde. Gelecek yıl, kadroda kalma anlamında en şanslı gözüken o. Sezer de iyi durumda ancak stoperde bir bolluk söz konusu. Ersan da iyi dönerse; Atınç’la birlikte toplam 4 sol ayaklı stoper oluyor. Kiralanmaya devam edebilir o nedenle… Oğuz kendini gösteremeden Siirt’e sürüldü. Ondan ümitliydim, üstelik sağbek ihtiyaçtı. Ancak her maç oynuyormuş, keza Erkam da öyle… En azından maç tempoları artıyor. Cumali, Volkan, Furkan ise pek fırsat bulamıyorlar gördüğüm kadarıyla, onların işleri biraz zor gibi. Oysa Furkan, stoper değil de; süpürücü ortasaha olarak değerlendirebilir gelecekte. Kısaca: Aurelio bölgesinde…

-Cenk, Ismail, Ersan, Necip, Veli, Mustafa Pektemek ve arkasından isimlerini say say bitiremeyeceğimiz Onur, Muhammed, Sezer, Burak, Cankurt, Erkut, Doğukan ve daha aklımıza gelemeyenler… Beşiktaş’ın elinde gerçek bir maden yok mu? Saydığımız 5 isim artık 11 oyuncusu ve 23 yaş altı milli takımı gibi…
Kesinlikle öyle. Zaten ben “Beşiktaş’ın yerlileri kalitesiz” şeklindeki genel görüşe hiç katılmamışımdır. Çok ciddi genç yetenekler var ama ortak özellikleri, birer takım oyuncusu olmaları… Yani onlardan faydalanmak için, öncelikle iyi bir takım yapısına bürünmek gerekiyor. Bu da, yabancı seçimlerinden geçer… Bence asıl sorun, yabancı oyuncularla güzel bir ekol yaratılmamış olması. Yoksa iyi işleyen bir takım yapısında, bu saydığınız genç yerlilerin hepsi performansının üstüne çıkacaktır.
Benim için bunun mantıklı açıklaması yok, ama yönetim için var demek ki… Kabul etmek gerekir ki, o dönemin Beşiktaşlı profili de değişmiş durumda. İsimli bir transfer, alt yapıda olup biten olumsuzlukları unutturuyor. Ki zaten bunu dert eden Beşiktaşlı sayısı da pek fazla değil… Çıkana da yeterli değer veriliyor mu, o da tartışılır. Mesela gelişimi gayet normal seyirde devam eden Necip için “düşüşte” trendi başlamış bile…
Geldi, hatta “genç oyuncu oynasın” manasında da değil; takımın ihtiyacı halinde şuanda. Guti’nin gidişiyle birlikte, Beşiktaşlı oyuncular arasında “derin pas” konusunda en önde gelen isimdir. Oyunun sonlarında sahaya sürülüp, çilingir vazifesi görebilir şu yaşında bile…
—Beşiktaş son yıllarda Avrupa’da lige oranla çok daha "istekli" oynuyor, en azından eskisi gibi birbirini tutmayan skorlar değil de daha dengeli, istikrarlı sonuçlar alıyor. Sence bu değişimin nedeni nedir?
—Avrupa Ligi’nden beklentilerimiz ne olmalı? Gecen seneki gibi bir çeyrek final olursa bununla yetinmeli miyiz, yoksa bir basamak daha çıkmak esas hedef mi olmalı?
O nedenle, bu ligde olabildiğince galibiyet almak lazım. Mesela İsrail’den 3 puanla dönmek, hem UEFA sıralaması adına da artı puanlar; hem de Stoke City’nin İstanbul’a tatile gelme anlamını taşıyacak. Ki, Stoke City karşısında da bir galibiyet kaçınılmaz olur bu durumda…
Üst turlar ise, artık tamamen “akışına bırak gitsin” modunda… Mesela Atletico Madrid kupayı aldığı yıl, hiç de öyle şampiyon olacakmış gibi gitmiyordu. Hatta Caner kendini attırmasa, Galatasaray’a elenebilirlerdi. Hiç belli olmaz varılacak yer…
"Beşiktaşın son on yılda hiç bir zaman beki olmadı"
Takım oyunundan çok, başarıyı belli oyuncuların keyfi performansına bırakış şekli ve oyun anlayışıyla Atletico Madrid. (Zaten onlar da tıpkı Beşiktaş gibi zigzaglı skorlar alıyor.)
Yine rengi dışında, son dönemdeki transfer oburluğu ve genellikle karşılıksız kalması; her yıl yeni açılan sayfalarıyla Juventus. (Bu yıl, kör talih değişeceğe benzer biraz)
Belki başarı anlamında çok gerilerde kalsa da, şampiyonluk denince akla gelecek ilk camia olmasa da; taraftarlık yapısı başta olmak üzere, futbol dışı büyüsüyle yeri ayrı olan Liverpool.
Bundesliga’da pek benzettiğim takım yok, hep dibine kadar gelip bir türlü şampiyonluğu koparamayışıyla Schalke olabilir. Ama ben son zamanlardaki kulüp yapısı ve genç oyunculara bakış açısıyla, keşke Borussia Dortmund’a benzesek diyorum…
-90 yıllarda evde, okulda, işte; kağıt kalemi alıp dünya karmasını yapmak çok daha popülerdi. Hani şu Nesta ve Cannavaro'nun stopere sağa Cafu sola R.Carlos’un gözlerin kapalı yazıldığı yıllar… Şuan ki faal futbolculardan bize bir dünya karması yapsan?
Evet, bende de ders notlarından çok bu tip 11’ler yer kaplardı (gülüyor)
Casillas / Maggio Pique Ranocchia Coentrao / Meireles Xavi / Messi Pastore Cristiano / Aguero
Bazı noktalarda sübjektiflik söz konusundur (tekrar gülüyor :)
-Hadi bir de gelmiş geçmiş dünya karmanı yap bize :D
Yapalım (bu sefer beraber gülüyoruz) Ama şöyle bir şey yapalım, halen faal olmakla birlikte yaşları geçtiği için yukarıdaki 11’e yazamadığım bazı reyisler var, onları bu kategoride değerlendirelim. Ve de, direkt futbolculuk yıllarına şahit olduğum oyuncular arasında seçim yapmak istiyorum. Bu da 90’lardan itibaren demek oluyor…
Schmeichel / Cafu Cannavaro Nesta R.Carlos /Gerrard Vieira Zidane / Baggio / Ronaldo Batistuta
Gerçi böyle bir hücum ve ortasahanın arkasına, Hakan Kutlu’yu falan stopere koysak yine dünyanın gördüğü en iyi takım olurdu herhalde. (tebessüm)
—Son 10 yılda Beşiktaş’ta oynamış yerlilerden ve yabancılardan farklı birer 11 oluştursan?
Her iki kadro da, 100. yıl kadrosunu ve sistemini temel almak lazım. Yoksa zor olacak, zira Beşiktaş’ta “bek” diye bir kavram yoktu ki efsanesi olsun. (gülüyor)
Rüştü / Toraman G.Zan A.Yıldırım / K.Dobra Tayfur Tümer Üzülmez / Sergen / İlhan A.Dursun
Cordoba / Sivok Ronaldo Zago / Karhan Ernst Guinti Münch / Pancu / Nouma Bobo
Hafızamı yokladım, Holosko ve Hilbert’ten başka sağ kanat yok. O yüzden Karhan’ı oraya çeki verdim. Münch mü Tello mu diye çok düşündüm ama; Tello’nun daha çok forvet arkası iken başarılı maçlar çıkarttığını göz önünde bulundurdum ve Münch’ün sol kanat gelip, yardırıp, sol kanat gittiğini hesaba katınca bu kararı verdim. Zaten forvet arkasındaki Pancu, benim dokunulmazımdır.
—Avrupa’da seni kadrosuyla, teknik direktörü ve taraftarı ile en çok heyecanlandıran takım hangisi ve nedenleri?
Normalde bu 3 etken bir araya gelmez ama Juventus bu sene öyle olacak gibi… O nedenle her maçını takip ediyorum. Palermo da beni heyecanlandıran bir takımdır. Duygu patlamasının bol yaşandığı tribünleri, marjinal forma renkleri ve tabii ki tarihi şehri bende ilgi uyandıran etkenler oldu… Lakin son dönemde “genç al, parlat, sat” mantığıyla herkesin farkına vardığı bir takım oldu Palermo. Örnek bir kulüp yapısına sahip oldular, bu taraflarıyla da eğlenceli…
—Renktaş Juve geri mi dönüyor?
Öyle gözüküyor. Birçok denemeden sonra, tam bir kan uyuşması yaşayacakları teknik direktörü buldular sanırım. Conte, hem sonuç alıcı futbol oynatıyor hem de 4-2-4 vari sistemiyle, eldeki hemen hemen tüm hücumculardan faydalanıyor… Juventus’un çocuğu olması da ayrı bir artısı oldu. Bu sene sonuna kadar şampiyonluğu kovalayacaklardır ve şampiyonluğa oynamayı yeniden gelenek haline getirmeleri büyük olasılık.
"Roberto Baggio Süper Kahramanımdı"
—Ne olacak bu Roma ve Inter’in hali?
Bu sorunun içinde normalde Juventus’ta olurdu, sıyrılmış olmaları güzel (gülüyor)
Roma’da zaten gelenek oldu iniş, çıkışlar. Luis Enrique ile yeni bir maceradalar. Zamanla işler yoluna girecektir, tabi yarıda kesilmezse…
Ancak Inter’deki durum daha bir karışık… Mourinho ile kazanmaya çok alışan bir camia; son 1.5 yıldır “ne yaptığını bilemez” bir hal içine girdi. Gelen bir teknik direktör, gideni veya bir iki ay sonra gelecek olanla alakasız. Benitez gider, Leonardo gelir, o gider Gasperini gelir falan… Birbiriyle tek ortak noktaları, günün belli saatlerinde uyuyor olmaları o kadar… Klasik, irtifa kaybeden Türk takımı konumundalar yani.
"Sıfırdan takım kursam Messi'yi değil Ronaldo'yu alırım"
—Serie A da şampiyonluk favorin?
Juventus sonuna kadar bırakmaz, ama Milan olur gibi yine…
—Napoli peri masalı gerçeğe dönüşecek mi?
Zaten o masalı, kalıcı bir gerçekliğe dönüştürme operasyonu sürüyor… Bu yıl ilk 11’e tek bir nokta atışı transfer yaptılar: Gökhan İnler. Geriye kalanlar da alternatif transferleri oldu… Her geçen yıl, sistemlerini güçlendirecek ve bunu kaldırabilecek oyuncu kalitesine ulaşacaklardır. Sonuçta bir planları var…
—Del Piero?
Pazartesileri “bu ne fauller ulan?” gerekçesiyle az dışarı atılmadık lisede (gülüşmeler) Ama Del Piero faulüne geçiş yapınca bir güç geldi, ciddi ciddi frikikleri asmaya başladım. ( o gülüyor)
İlk futbol idollerimden biridir, yeri ayrıdır… Halen var oluşu, genç hissettiriyordu insanı. Ama önümüzdeki yıldan itibaren olmayacak…
—Roberto Baggio?
Baggio ise bir futbolcudan farklıydı …Hani çizgi romanlardan insanın unutamadığı kahramanlar olur ya; Baggio da öyleydi benim için. Süper kahraman gibiydi… Aklım futbola iyice erip de, izlediğim ilk turnuva Amerika 94’dü. Hakikaten de süper kahraman gibi sırtlıyordu takımını… Hele imajı falan apayrı zaten… O saç modelini x bir futbolcuya yapsa, “amk dengesizi!” diye tepki toplar. Yalan mı? (hem kopuyoruz hem de başımla onaylıyorum) Her şey oturuyordu adama, penaltı kaçırışı bile karizmaydı arkadaş… Elleri belde üzülüşü falan… (ağlıyoruz) :)
“Alex'i durdurmanın bir tek yolu var”
—Çok klasik fakat Messi mi Ronaldo mu?
Ben de klasik giriş yapayım madem, “ikisi de farklı oyuncular…”(lafı çakıyor:) ) Ama öyle gerçekten… Şöyle ki; “olmuş” bir takıma sahipsek kesinlikle Messi. İyi yardımlaşan, rakip kale önünde çabuk çoğalan bir takımda Messi durdurulmaz. Sadece dripling, bitiricilik, verkaç anlamında da değil. Etrafını pozisyona sokma anlamında da inanılmaz bir oyuncu oldu. Son sürat topla giderken, Guti pası atıyor resmen. Hatta kısa mesafedeki derin toplarda, dünyanın 1 numarası.
Ancak Ronaldo, daha bir “tek başına takım” kıvamında adam. Birçok şeyi yapabiliyor… Yani şöyle diyeyim; sıfırdan bir takım kursam ve bana Messi ve Ronaldo’dan birini alma hakkını verseler, Ronaldo’yu alırdım...
“İbrahim Üzülmez, Gerard’ın solundan atıp, sağından geçti”
—Beşiktaş’ın güzel bir gol attığı maçta Fenerbahçe'yi yenme sansını ne olarak görüyorsun? :)
Fink’in golü sonrası kazanıldı ama ya. :) Gerçekten ilginç bir durum; ya alakasız, ya da son dönemdeki formuyla tartışılan adamlar, Fenerbahçe’ye hayatının golünü atıyor. Gönül ister ki, Ronaldo’da olduğu gibi son derece estetik yoksunu goller atılsın, ama Beşiktaş kazansın. Nedense pek olmuyor bu…
Aslında tamamen rastlantı da değil bu biliyor musunuz? Bir takım, belli bir eşleşmede genellikle jeneriklik gol atıyorsa, bir sorun vardır. Normal bir gol atacak kadar, oyunda hakimiyet kuramamış; ancak tahmin edilemez bir şekilde gol atma imkanı sağlamıştır… Son derbilerde de durum bu ne yazık ki.
Keza Quaresma’nın da normal gol atamaması, gollerinin sürekli jeneriklik olması bu sebepten.
—Alex can sıkmaya başlamadı mı? Her maç her maç… :)
Mahalle maçlarında böyle sıkıntı yaratan adamlara “şşşttt annen çağırıyormuş lan…” şeklinde baskı kurar, kafa karıştırırdık. Öyle bir şey mi yapsak bilemedim ki?
"En iyisi Milne’di"
—Unutamadığın 3 Beşiktaş golü ve kısaca nedenleri.
Feyyaz – Göteborg
İnönü’deki rövanş maçıydı. Avrupa kupalarındaki gol hesaplarını yeni yeni çözmeye başlamıştım… Bu golün aslında yetmeyeceğini biliyordum. Ama fazla bir sevinç tepkisi vermiştik bu gole ailecek, statta çıkan ses de öyleydi galiba. İyi oynamamıza rağmen, bir türlü topu içeri atamıyorduk. Hem bu nedenle, hem de Mrkela’nın sıfıra inişi ve Feyyaz’ın uçarak kafası ile estetik ürünü bir gol oluşuyla sanırım…
Ahmet Dursun – Barcelona (2. Gol)
Böylesine büyük takımlara karşı atılan ilk gol elbette sevindirir, ama akılda bir “acaba…” vardır. Maçın o şekilde bitmeyeceğini bilirsin… Nitekim, San Siro’da da Tayfur’un golüyle öne geçmiş ama sonra 4 tane yiyip oturmuştuk.
Lakin böyle maçlarda gelecek ikinci gol, “oluyor galiba!” havasını verir. Ahmet Dursun’un Dutruel’in üzerinden aşırdığı top da öyleydi… Ki o topun o noktaya gelişi de muazzam. İbrahim Üzülmez, Gerard’ın solundan atıp, sağından geçti… İşte o an, sonu golle bitmese bile unutulmazdı.
Bobo – Liverpool
Yine yukarıdaki sebeplerle aynı… (gülüyor) Galibiyet golüydü çünkü o artık. Nitekim atılış şekli olarak da mükemmeldi…

—Sana göre tarihimizdeki en başarılı teknik adam kimdir?
1- Bako, 2- Recep, 3-Kadir, 4-Gökhan, 5-Ulvi, 6-Şenol, 7-Feyyaz, 8-Rıza, 9-Mehmet, 10-Ali, 11-Metin.
Gayet velet yaşta olmama rağmen, halen Beşiktaş denice aklıma tereddütsüz sayacağım bu 11 geliyorsa; bu ürünü ortaya koyan adamın ismidir cevap: Gordon Milne.
—Bir kitap tavsiye edecek olsan?
Muhabbetin bu noktasına kadar sabırla okuyan bir insan, öncelikle iyi bir futbolsever olsa gerek :) O yüzden, bir futbol kitabının adını vermek isterim. Sevgili Noatsamisa’nın vakti zamanında hediye ettiği “Inverting the Pyramid: The History of Football Tactics”, meraklısı için çok farklı bir eserdir… 1930 FA Cup finalinde, Arsenal’e karşı 2-3-5 oynayan çılgın Huddersfield’ler falan… :)
—Dinlediğinde iste Beşiktaş dediğin bir şarkı?
U2 – With or Without You
Sonkartallar blogu olarak bu güzel sohbet için Mustafa Demirtaş'a (Cartalete) teşekkür ediyoruz.
31 Ekim 2011 Pazartesi
Reçete; Uzak Forvet Holosko





