asvalttaicenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
asvalttaicenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Derbimator Besiktas

Oncelikle uzun yillar sonra hop oturup hop kalkmadan bir Besiktas maci izledigimi soylemeliyim, ne kalemizin onunde yurekleri agizlara getiren poziyonlar verdik (Bkz. Kiev karambolu) ne sac bas yolduran goller kacirdik, hatta ben acikcasi ilk golu attiktan sonra klasik bir Besiktasli olarak poziyon ustune pozisyon vermemizi beklerken bunun tam aksine topu sakince cevirmeyi  surdurup ikinci golu bulduk. Bu uzun yillardir alisik olmadigimiz birseydi, bana Lucescu'nun takimini animsattigini rahatlikla soyleyebilirim. Kontrollu, disiplini elden birakmadan sabirla oyunu tutup rakibin bir anlik boslugunda oldurucu darbeyi vurup tekrardan basa donmek gibi..

Mac oncesinde hemen hemen beklenen onbir sahadaydi, sakatlik riski devam eden Almeida'nin yerine Mustafa, ortasahada sert mucadele gececegi on goruldugunden Oguzhan yerine Veli, sozlesmeli solbek Ersan, hazirlik kampinin kipirdayan ismi Dentinho ve gerisi takimi olusturan iskelet, belki Pedro yerine Escude supriz olmus olabilir ancak ben Bilic'in Escude'nin tecrubesinden faydalanacagini ve uzun lig, kupa, avrupa maclari yogunlugunda ara ara Pedro'ya sans verecegini dusunuyorum. Pedro'nun bir proje oldugunun devamli vurgulanmasi bu sebeptendir.. Ilerleyen yillara yavas yavas hazirlanacak ve parlatilip satilacak.
Macin ozetine gelecek olursak; ilk yari dusuk tempoda gecen fakat Besiktas'in oyuna hakim oldugu bir devre izledik, Trabzon'a mactan once bir puan verseler Istanbul'a gelmeye tenezzul etmeyeceklermis goruntusu vardi. Nitekim ikinci yariyla beraber galibiyet icin vitesi bir tik yukari atan  Besiktas sahadaydi. Once Mustafa-Almeida sonrasinda Dentinho-Tore degisiklikleriyle sezon basindaki cogu Besiktaslinin kafasinda kurdugu, defterlerinin arka kapagina yazdigi ideal onbire yaklasildi, sonrasinda ozellikle Tore'nin oyuna getirdigi pas kalitesi farkini hissettirmeye basladi, Besiktas Tranbzon'u ringin kosesine sikistirip once ilk olumcul yumrugunu savurdu Olcay'la, burada Atiba ve Fernandes'in dikine paslarini es gecmemek lazim. Golden sonra cogu Besiktasli geriye yaslanacagimizi dusunurken Olcay'in rakibin yari sahasinda  yaptigi inatci pres sonrasi kazandigi topta Tore'nin klas goluyle rakibini nakavt eden vurusu yapiyordu, Tore'nin gol vurusu esnasinda Trabzon ceza sahasi icinde dort Besiktasli oldugunu dip not olarak gecmekte fayda var. Bu golden sonra Tranbzon'nun ciliz ataklari skoru degistirmeye yetmezken, Bilic'in mac boyunca notunu kirdigim tek hareketi olan Olcay-Toraman degisikligi geldi.. Rakibini ciddiye alip skoru korumak amacli alinmis bir karar olsa bile kenarda Necip, Muhammed, Oguzhan gibi oynadigi her mac gelisimlerine katki olacak oyuncular bulunurken Toraman gibi kariyerinin artik sonlarina gelmis bir oyuncuyu oyuna almasi icime pek sinmedi, onu da nazar boncugu yapalim bu seferlik..

Macta bireysel performanslara ve goze carpan unsurlara gelecek olursak eger ilk oncelikle Bilic'in oyun sistemine atifta bulunmak isterim. Uzun yillar sonra birileri Besiktas'a buyuk maclar kazandiracak, guc dengemizin yakin oldugu rakipler karsisinda bizi avantajli durumua gecirecek ve en onemlisi Turkiye ligine uygun ideal bir oyun sistemi insaa etmeye calisiyor. Dunku oyuna bakarak bu sezon son on yilda kazanmadigimiz kadar derbi kazanabiliriz diyebilirim cunku bu oyun anlayisi derbi maclar icin bicilmis kaftan. Turkiye-Hirvatistan play off ilk macini dusundugunuzde animsayacaginiz ilk sey baskili ve heyecanli baslayan tarafin Turkiye  oldugu ve dakikalar ilerledikce oyunun kontrolunu tamamen elimize aldigimiz dakikalarda bir anda Hirvatistan'in goluyle geriye dustugumuz, sonrasina golun sokunu atlatmaya calistigimiz ve tekrardan oyuna hakim olduktan sonra ha gol bulduk ha bulacagiz derken ikinciyi yedigimiz ve sonrasinda Hirvatistan'a karsi darmadagin oldugumuzdur. Bu ayni senaryoyu Galatasaray ve Fenerbahce maclarina uyarlamak cok kolay dediginizi duyar gibiyim.. Ozellikle yapilacak "net bitirici santrafor" transferi Besiktas'i sampiyonluk yarisinda iddiali konuma sokar.. Bu sezon gectigimiz yillara nazaran cok pozisyon bulamayacagimiz bariz ortadayken ve buldugumuz pozisyonlarin altin degerinde oldugunu dusunursek Almeida gibi ne zaman ne yapacagi kestirelemeyen daha onemlisi sezon ici devamliligi yerlerde surunen bir santrafora guvenilip lige baslamak Besiktas'in koca bir sezonunu, SL'den gelecek trilyonlari cope atmakla ayni anlama gelebilir.  Dunku macta ciktigi kafa topu mucadelesinden sonra yerde kaldiktan sonra sahayi sedyeyle terkedip 6 ay sahalardan uzak kalacagi soylenseydi hangimiz sasisirdi? Bu yuzden bir an once santrafor transferi halledilmeli, sol bek transferi askiya bile alinabilir sonucta solbek mevkisi yuzunden bir kac mac puan kaybedebiliriz fakat bir goclu sampiyonlugu belirleyen en buyuk unsurlarin basinda gelir..

Tekrar saha icine donecek olursak Atiba, Tolga ve Gokhan buyuk kazanim, ozellikle Gokhan ve Tolga yerli kontenjani kuralinin Turk futbolculari one cikarmasi nedeniyle cok yerinde transferler, Mc Gregor ve Holosko'nun aciklarini daha saglam adamlarla kapattik gibi gorunuyor. Umarim Tore dun aksamki performansini arttirarak surdurur ve bonservisiyle takima katilir. Tolga'nin durusu bile guven vermeye yetiyor, bir topu sektirip bir kornerde bosa cikmasina ragmen Batuhan'in vurusunda adim atmadan koseye uzamasi klasini gormemize yetti. Atiba Ernst'in ilk geldigi zamanlari animsatiyor, sahanin her yerinde, topla iyi hatta Fernandes'ten daha pratik, kararini top gelmeden  veriyor ve uyguladiktan sonra tekrar bosa cikip pas opsiyonu olusturuyor, keske ortasahamizda 3 Atibamiz olsa..

Veli'de bu sezon one cikan isimlerin basinda geliyor, bir kere sahanin her yerinde onu top pesinde kosarken, rakibi rahatsiz ederken gormek mumukun, cigerleri el verdigi olcude tum kalbiyle oynuyor, ayagi cok iyi olmasa da bu sorununu basit oynayarak kapatiyor, iki yil oncesine kadar sol acik oynayan bir futbolcu icin merkez ortasahaya evrilip inanilmaz gelisme gosterdi, boyle devam ederse Gattusomuz olur.. Bu sezon taraftarla arasinda ozel bir bag olacagina inaniyorum, Besiktas taraftarlari bu tip adamlara hep baska bakmistir, bu sezon yerli oyuncu olmasi avantajini da kullanarak cok faydali olacaktir..

Olcay'in gol ve asistle baslamasina cok sevindim cunku Besiktasli yazarlar basta olmak uzere neredeyse tum spor medyasi gecen sezonun bitmesiyle beraber Olcay'in bu sezon ilk sezonundaki gol adedine ulasamayacagini israrla belirtip durdular, bu degerli bilgi icin kendilerine tesekkur ediyorum.. Ustundeki bu baskiyi kirmak icin golle baslamasi cok onemliydi, ustune cokta guzel bir asist yapmasi kremasi oldu, ayrica bu sezon gecen seneye oranla sol bekine defansta inanilmaz yardimci oluyor,sadece  ikinci golden sonra en az 3 pas arasi yapti sonrasinda yerini Toraman'a birakti.. Bu sezon yine en buyuk gol umitlerimizden.

Son parantez Serdar icin, transfer edildiginde bir cok kisi burun kivirdi fakat macta gosterdigi performansla bos bir adam olmadigini gosterdi, ilk yarida ikiye bir yakalandigi pozisyonda pozisyon bilgisinin ne duzeyde oldugunu gosterdi, hucuma cikislarinda da neredeyse hatasiz oynadi.. Mac sonu roportajini izledim iki kelimeyi bir araya getirip konusabilen nadir yerli oyunculardan, Tolga'da bu konuda dikkatimi cekti, Besiktas hem futbolcu hem de karakter olarak iyi futbolcular secmis.

Lige uc puanla baslamak cok onemliydi, bugun gazetelerde Fernandes'in Benfica'ya gidecegi yaziliyor, bu haberlerin olasi bir yenilgiden sonra ne bicimde yapilcagini dusunun.. Yuksek ihtimal onumuzdeki Tromso macindan da galip olarak ayrilacagiz, takimin galibiyete alismasi cok onemli, daha bu takima Ismail, Holosko, Sezer, Enenramo katilacak, genis bir kadro, iyi bir teknik ekip, akilli bir futbol direktoru neden olmasin dedirtiyor.. son olarak Bilic'in mac sonrasi tek tek Trabzonlu futbolculari tebrik etmesi mest etti desem yeridir.

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Ozledik be Seni

Cikip gelsen ya yeniden, 14 numarayi sirtina gecirsen attigin goller sonrasi dizlerinin ustune cokup ellerinle o Nijerya selamini versen..  Kapalinin onunden akip gitsen, Kara tren gibi ezip gecsen birer birer rakip oyunculari.. "Ozledik seni be Amoachi, hem de cok" demek istiyorum, Ercan Taner tadinda..

26 Mart 2012 Pazartesi

Bilinmezlik


Biz bilinmezlik kulübüyüz, hep gizem var havalarda.. Portekizli paşaların "ağrıları cozutmuş", oynayamayacaklarmış IBB maçında, sağlık olsun.. Sezon sonunda oturlur konuşulur, ben artık sıkıldım bu tür oyunculardan, bir maç olan diğer maç nedeni bir türlü bilinmeyen veya açıklanmayan sebeplerden ötürü maçı evden bile izledikleri şüpheli olan futbolculardan.. Nostaljiyi seviyoruz hepimiz, 90'lı yılların tadı bambaşkaydı, 2000'lerin başı da öyle.. Başarı desen o da yoktu ama mutluyduk, en azından ben mutluydum. Ilhan, hain ilan edilse de Tümer, bir zamanlar Beşiktaş'ın çocuğu Nihat vs.. çok kaotik değildi, iyi oynarsak yenerdik, kötüysek yenilirdik.. Sakatsan oynamazdın, değilsen sahadaydın..

Fuat Çapa var, gözümüzden kaçan, sezon başında takımı küme düşer denilen takımı play offlara taşıyan.. Genç oyunculara şans tanıyan ya da tanımak zorunda kalan, her neyse, önemli olan o şans tanıdığı gençlere katkıda bulunan, onların gelişiminde önemli rol oynayan.. 4 dil bilen, transfer ettiği yabancı futbolculara Türkçe öğrenme şartı koşan, takım kimyası için türkçe ders verdirten. Taraftarlarıyla sezon öncesi toplantı yapıp onların fikirlerine başvuran, twitterdan maç ile ilgili sorduğun soruyu itinayla cevaplayan, taraftara deger veren.. Carlos Carvalhal'in Türk versiyonu ve gençlere "biraz" daha önem vereni, hem de iyi insan.. Oynattığı futbol mu, 31. hafta oynanan Trabzon maçının son pozisyonu derim, ceza sahasında kaç futbolcu var bir bakın, sonra Beşiktaş'ı getirin aklınıza, bir sezon boyunca o kadar kalabalık gitmiş miyiz diye bir düşünün.. Bir düşünün derim..

16 Mart 2012 Cuma

Kısa Kısa


Tarihimizde yeni bir sayfa açmak üzereyiz.. Gelmiş geçmiş en kötü Başkanı uğurlarken bile kafalarda hala acabalar vardı.. Ya kendi adamlarını yönetime getirirse, ya hibe ettiği parayı hemen isterse, ya geri dönerse gibi onlarca soru işareti yerini yavaşça noktalara bırakıyor.

Demirören'in adamı olarak görülen Yalçın Karadeniz adaylıktan çekildi, hem de hiç anlaşılmayacak şekilde. Seba'nın "söylediklerim yanlış anlaşıldı" demecinden bir gün sonra yarıştan çekildiğini açıkladı Karadeniz. Peki neden Seba daha ilk bu söylentiler çıktığında, Karadeniz başkanlığa "mecburen" aday olduğunda, durun ben kimseyi işaret etmiyorum demedi? Serdar Adalı bu sebepten çekilmedi mi? ibrahim Altinsay'ın yönetime talip olmak için çalışmalarını yaptıktan sonra çekilmesi vs. hep karanlık noktalar..

Yeni başkan şu saatten sonra Fikret Orman'dır. Aralarındaki en makul açıklamaları yapan da oydu zaten. Bugün söylediklerini tekrar yinelemiş, küçülme politikasından, altyapıya vereceği öneme, kulübün gelirlerini arttırmasına kadar taraftarların büyük çoğunluğunun duymak istediği şeyleri..

Umarım Metin Tekin ya da Mustafa Denizli gibi akil bir adam sportif direktörlüğün başına getirilir.. Bu düzene Türkiye'de en çabuk uyum sağlayacak kulüp Beşiktaş'tır, hem gelenekleriyle hem de geçmişiyle buna en uygun kulüp gibi gözüküyor..

Carvalhal'in insanlığı hakkında daha önce çok yazdık burada, çoğunluk gibi ben de çok sempatik buluyorum, açıklamaları çok içten ve dürüst, yerli futbolcuların onu sevmesi önemli bir işaret fakat "teknik direktörlük" kısmında hala eksiklikleri var.. Bana göre en büyük eksikliği genç oyuncuları takıma kazandırmak, onların gelişimine katkı sağlamaktır.. Bu sezon henüz kadromuzdaki genç oyuncuların gelişiminden memnun olan bir kişi görmedim. A2 oyuncuları ve sezon başında transfer edilen genç oyuncuların hiç birisini izleme şansı dahi bulamadık. Tüm bunların üzerine Fikret Orman'ın radikal kararlarını göz önüne aldığımızda bir biriyle hiç alakası olmayan iki ayrı mantaliteyi görüyoruz.

Beşiktaş'ın Fikret Orman yönetimi ile gençlere önem veren, onların gelişimine katkıda bulunan, günlük değil gelecek adına adımlar atan, oyuncudan maksimum verim alan bir teknik direktöre ihtiyacı vardır. Malesef ki bu teknik adam ne Carvalhal ne de Tayfur Havutçu.. Lucescu, Şenol Güneş tarzı ya da Ersun Yanal gibi bir teknik adamla bu ilk adımları atabiliriz.. Ve bana göre Beşiktaş'ın öyle çok takviyeye ihtiyacı olan bir kadrosu yok. Üstüne değerlenebilecek bir kadro mevcut..

A2 takımında en az 3 oyuncu (Muhammed, Erkut, Ali ihsan, Sezer, Atınç)önümüzdeki sezon ciddi anlamda rotasyona aday oyuncular.. Mehmet Akyüz, Burak Kaplan, Julio Alves hala kinder süpriz yumurta.. Sivok'la anlaşılırsa defansta sorun yok.. Hilbert'e rağmen hala bek sorunu mevcut. Rüştü emekli olur, Cenk'in tecrübeye ve biraz "aşırı güvenini kaybetmesine gerek var".. Fernandes'e Tottenham 17 milyon euro veriyor diyorlar, allah bereket versin deyip kulüp transfer rekor satışını gerçekleştirmek elzem olur.. Oradan gelecek paranın cüzi bir miktarıyla Alper Potuk fena olmaz.. Ernst yaşlandı artık rotasyona girer, Aurelio'nun sözleşmesi sezon sonu bitiyor, o da jübilesini yapar zaten.. Necip'in cevherini göstermesi gerekecek artık.. Quaresma'yı aldığımız paraya katara göndersek Emrah Başsan (90. dakikada yenik durumdayken çatala frikik gönderen çocuktan iş çıkar) transferi ucuza kapatılır.. Hiç mantıklı gelmese de Almeida'nın hala piyasası var, o gitsin Bobo'nun genci bulunsun, mümkünse Afrika kıtasından.. Muhammed'i artık Inönüde ara pası atarken görelim.. Avrupa şampiyonasında Portekizlilerin göstereceği performans bonservislerini tavan yaprtırma ihtimali de bulunuyor..

Bu sezon bizim için bitti sayılır, son umudumuz avrupaydı o da kapandı zaten, fakat 3 yıl sonra Yurda dönüş yapacak olmam ve Beşiktaş'a hasret kalmam içimdeki Beşiktaş aşkını daha da alevlendirdi, hayırlısıyla Play Off maçlarında orada olacağım.. Tüm bunların üstüne Demiören'in gitmiş olması ayrı bir sevinç kaynağı elbette.. Play Off'larda görüşmek üzere Besiktaşım.

9 Şubat 2012 Perşembe

Kaybedenler

Takımın puan kaybettiğinde üzül(e)miyorsan hatta bir kaos içine sürüklenebileceğimiz ihtimali sana bir umut vadediyorsa sen kaybetmişsin zaten arkadaş. Beşiktaş'ın maçları artık sahada değil tribünde, kongrede, sokakta, Yeni açıkta, Eski açıkta, saha dışında her yerde.. Bu takım kaybettiğinde üzülelim istiyoruz, kazandığında sevinmek, yastığa başımız koyduğumuzda mutluluktan uyuyamamak.. Play Off a gitmeyelim hatta Avrupadan men edilelim, geleck beş yıl şampiyon da olmayalım ama bizleri bu karamsarlığa iten adam ve adamları bu kulübün yakasını bıraksın artık.. Sahada kendini Beşiktaş'tan büyük görenler değilde, Beşiktaş aşkıyla yanan çocuklarımız oynasın, öyle kaybedelim yine şampiyonlukları.. gol kaçırdığımızda masalara vuracak, gol attığımızda derinden bir yerlerden bağıracak, golü yediğimizde kahrolacak kadar tutkuyla izleyelim yine maçları.. Istediğimiz çok şey değil.. Bu taraftar sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür yönetimler ister.

2 Şubat 2012 Perşembe

Adamsın Güntekin

Armayı Öpen Quaresma


Bursa deplasmanından sonra Carvalhal'e Quaresma'nın gördüğü kırmızı kart için ceza alıp almayacağı sorulmuştu, Carvalhal'de Quaresma'nın gördüğü kartların "ağır" oluğunu belirtip bir cezaya gerek duyulmadığını söylemişti. Pozisyonları hatırlamayanlar şuradan bakabilirler. Quaresma iki kez kırmızı kart göreceği yerde iki sarıdan atılmıştı.. O gün verilmeyen ceza işte bugünlerde karşınıza çıkıyor, bu karşılaşmadan sonra Carvalhal'in ve yönetimin tutumunu merak ediyorum.. Üstelik bu kez Quaresma armayı öpmeyi de unuttu..

Beşiktaş klasik olarak rakiplerinin puan kaybettiği haftada maçı kaybetti, aksi düşünülemezdi zaten. Sivok'a da verilen gözdağı baya işe yaramış gözüküyor, şampiyonluk kaçtı denebilir. Haftaya aynı tutarlılığı Fenerbahçe maçında da bekliyorum. Sivok, Bobo yok pahasına gitsinler yerlerine Almeida, Quaresma gibi dünya yıldızları gelsin, diyecek başka lafım yok hakim bey.

30 Ocak 2012 Pazartesi

Forzadan Rıdvan Akar'a Cevap


"Beşiktaşımızın değerlerini ayaklar altına alanlara, bunu fırsat bilip Beşiktaşımıza ve değerlerine giydirenlere, bunu da fırsat bilip tribüne ve çArşı'ya sallayanlara alayına gider. Çarşı."

Rıdvan Akar'ın yazısına binayen böyle bir açıklama gelmiş forzadan ve çarşıdan, alayımızı götürmüşler. çarşının a'sını da büyük yazmayı unutmamışlar, ironinin böylesi görülmedi.. Rıdvan Ağabey! lütfen Beşiktaş'ın değerlerini ayaklar altına almaktan vazgeç, bunu fırsat bilip değerlerimize de sakın sallamaya kalkma. Anladın sen onu! Anarşizme karşı hepimizin boyunu kıldan ince, önce itaat etmesini öğreneceğiz, sonra saygıda kusur etmemesini, Beşiktaş'ın kutsal yönetimine ise eleştireye haşa.. Padişahım çok yaşa diye bağıralım mı bu hafta?


27 Ocak 2012 Cuma

Bobo Tamam Sırada Sivok Var


Gaziantep maçında Sivok'u kadroda göremeyince hafif bir sakatlığı olduğunu düşünmüştüm, meğersem vizyonu geniş yönetimin ufak bir göz dağı çalışmasıymış.. Aynı filmi geçen sezon Bobo'yla izlemiştik, bu sezon öznemiz Sivok. Giden çarka çomak sokmada üstüne olmayan yönetimin Sivok'a göz yumması düşünülemezdi. Sivok'un istediğiyle yönetimin verdiği rakam arasında 200 bin euro varmış ve bu rakam yüzünden Sivok Antep maç kadrosuna alınmamış. Orada kaybedilecek bir puan bile şampiyonluk yarışında darbe almamıza neden olacakken yönetimin bu ucuz oyunlara kalkışması açıklanamaz. Tabi biz sezon sonu gider satın alma opsiyonu 8 milyon euro olan Sidnei'yi alırız, üstüne senelik "cüzi" bir maaş veririz. Kazanan yine "vizyonu geniş Beşiktaş yönetimi" olur.

26 Ocak 2012 Perşembe

Keşke...

Keşke o sözünü ettiğiniz transferleri hiç yapmasaydınız.
Keşke o paraları size digiturk'ün değil taraftarların verdiğini idrak edebilseydiniz.
Keşke digiturk'ün bir hayır kurumu değil, kar maçlı özel bir şirket olduğunu anlayabilseydiniz.
Keşke 58. dakikada taraftarınızın o beyaz mendilleri neden salladığını düşünseydiniz.
Keşke marka değerini korumak adına bizleri hiç yerine koymasaydınız.
Keşke çevrenizdeki, iş ortamınızdaki arkadaşlarınız yerine biraz taraftara kulak verseydiniz.
Keşke futbolun sadece sahada oynandığını ve oynanacağını savunsaydınız.
Keşke suçlulara şartlar her ne olursa olsun ayrımcılık yapılmayacağını cezasının ne ise onun uygulanacağını savunsaydınız.
Keşke beyaz gömlek siyah ceketliler yerine boynunda kaşkolu, sırtında forması olanları korusaydınız.
Keşke Başbakanının karşısına kendinizin, kulübünüzün ve camianızın onurunu, haysiyetini ayaklar altına alarak, dolaylı yoldan zarar göreceğiniz için sizi aldatmış "ezeli rakibinizi" korumak adına yüzümüzü ağartarak kapıları aşındırmasaydınız.
Keşke lig tv size o paraları vermeseydide 300 milyon dolar borcun altına girmeye yeltenmeseydik.
Keşke o paralarla, Tabatalar, Lincolnler, Guizalar alınmasaydı da altyapı denen şeyin gerçek anlamını farketseydiniz.
Keşke siz bizi hiç yönetmeseydiniz, keşke hep dernek olarak kalsaydıkta parayı armanın şerefine, formanın onuruna tercih etmeseydik.
Keşke günü kurtarmak yerine gelecek on yılın verdiğiniz kararlarla ne hale dönüşeceğini görecek vizyonunuz olsaydı.
Keşke yaptığınız eylemlerle verdiğiniz demeçlerle bizleri her gün biraz daha Türk futbolundan nefret etme raddesine getirdiğinizi görseydiniz.
Keşke bir taneniz futbol için mücadele etseydiniz, keşke açık yüreklilikle futbolumuzun o arka bahçesinde neler döndüğünü anlatsaydınız.
Keşke küme düşseydikte sizlerin elinize düşmeseydik.
(Bu yazı sadece Abürrahim Albayrak üzerine değil Türk Futbolunu yönete(me)yenlere ithafen yazılmıştır.)

25 Ocak 2012 Çarşamba

Mücadele


Sezon başından beri ezbere saydığımız Ismail, Egemen, Sivok, Hilbert ideal dörtlüsünden sadece numune olarak Egemen vardı, Kale için atılan yazı turayı Cenk kazanmış, orta üçlüde süpriz yok, ilerde Mustafa pasaport engeline takılmış şekilde sahadaydı Beşiktaş.

Ilk dakikalarda herkesin aklına bu takım nasıl gol atacak sorusu yerleşiyordu, nitekim ilk yarım saat Edu'nun bir şutuyla geçildi, Gaziantepin de hücumcu kadrosuna rağmen gol atmak gibi bir niyeti yoktu.. Defans dörtlüsünün idmanlarda bile yanyana oynamadığı hazırlık paslarından belli oluyordu. Gaziantep biraz sıkıştırınca ileriye gelişi güzel degajmanlar bizi Ertugrul Sağlam döneminde maziye götürdü.. Ilk yarının sonlarında Antep'in kazandığı korner atışında arka direk bomboş bırakıldı, Cenk bir sağa bir geriye volta atarken gol bağıra bağıra geldi.. O golü yememeniz için futbol meleklerinin büyük ısrarına gerek duyarsınız.


Golü yiyen Beşiktaş son 4 dakikalık bölümde maç boyunca yapmadığı kadar organize ataklarla Antep savunmasını zorladı, çok adamla rakip yarı sahada bulundu, Almeida karşı karşıya kaldığı pozisyonda bizleri yine şaşırtmamayı başardı, kaçırdığı golden sonra gülümsemesi her şeyi anlatıyordu aslında, o da şaşırmamıştı kaçırdığı o gole..

Ikinci yarıda erken gelecek gol her şeyi değiştirir mantığıyla başlandı maça, gol de tam o sırada geldi işte, Simao sezon başından beri ondan beklediğimiz ortalarından birisini yaptı, daha doğrusu Almeida'yi topla alnının ortasından vurdu, bunu kaçırmak onun için bile çok zordu.. Maç yeniden başlamıştı, Simao'ya güven geldiği anlaşılıyordu, çabuk pas tercihlerinden çok doğru kararlar vermeye ve takımı ileri doğru sürüklemeye başlamıştı derken sezon başından beri en iyi oynadığı maçta kenara alınırken Portekizce çok güzel sözler söylemiyordu saha kenarındaki vatandaşına.. Oyuna giren Necip Veli'nin bölgesine Veli Simao'dan boşalan sola geçti, ortasahada biraz daha dirençli olmuştuk fakat zaten eksikliğini hissettiğimiz yaratıcılık konusunda daha da gerilemiştik..

Sahamızda fazla gözükmeyen Antep bir ara kıpırdanır gibi oldu araya atılan topta Cenk Rüştüvari bir çıkışla gözlerimizi kapatmamıza neden oldu, Toraman geç kaldı, Sosa topun dibine girip tribünleri kısa süreliğine susturdu, kimse golü ne ara yediğimizi anlamamıştı, giden maç bize dönerken bir kez daha geriye düşünce üstüne sahada yaratıcı oyuncu olmayınca çekirge bir kez daha zıplamaz diye düşünüyorduk..

Üstünlüğü ele geçiren Antep artık bir Abdullah Avcı takımı hüvviyetine bürünmüştü, oyuncular ayakta durmak yerine Inönünün serin çimlerine uzanmayı tercih ediyordu, bu hevesi kırılan tribünlere hareket getirdi, adaşı sayesinde kafiyede sorun olmayan "yere yatsana yere yatsana Abdullah Ercan yere yatsana" tezahüratları eşliğinde ilk golün neredeyse kopyası sayılacak gol geldi ve maçın bitimine uzatmalar hariç 4 dakika vardı. Bu tribünleri daha da ateşledi, üstüne Tolga Ozkalfa'da maçın ipini kaçırınca tam bir
kaos futbolu meydana çıktı, tribünler kızmaya başlıyor, "oraya geliriz ..." diyordu.. Beşiktaşlı oyuncular alamayacaklara topa bile ciğerlerini patlatırcasına koşuyor, arada çıkan kavgalarda bile zaman kaybetmeye tahamülleri olmadıklarını gösteriyordu, mevzuyu kısa kesip kaos futboluna geri dönüyorlardı.. aslında bu kaos dakikaları yaratıcı futbolcu eksikliği hissedilen takım için bulunmaz nimetti.

Maç artık bitecek ve Beşiktaşlı oyuncular son dakikalardaki mücadelelerinden dolayı alkışlanacak derken Tolga Ozkalfa son 8 dakikada vermediği faullerin vicdan azabını çekmiş olacak ki sonunda düdüğünü lehimize çaldı. Sezon başından beri çok ekmeğini yediğimiz duran topun başına klasik olarak Fernandes geçiyor, Egemen'in ceza sahası içinde bulunması hepimize "ya olursa" dedirtiyoru ama bir yandan da her filmmin mutlu sonla bitmediğini aklımızın bir köşesinde tutuyorduk, Fernandes geniş adımlarından sonra kamikaze ortasının fitilini ateşliyor, top ceza sahası içinde gideceği yere karar veremezken Egemen'in topu aklını başından alan şutu eski açık kalesinin doksanına takılıyordu ve mutlu son..
Film tadında bir maç ve mutlu son.. 100. yılımızdaki Denizli maçını anımsattı bana. Galibiyet ne kadar güzel olsada oynanılan futbol bir o kadar iç karatıcı. Bugün yenilebilirdik ya da çok farklı galibiyet alabilirdik, keskin bıçağın ucu gibi geçiyor maçlar her an her şey olabilecekmiş gibi..

Son kapatırken bir kaç oyuncu hakkında yorum yapmak ihtiyacında hissediyorum.. Mesela Veli bugün en çok koşan futbolcu olmasının yanında son 10 dakikalık bölümde o kadar usta paslar attı ki takım büyük takım olduğunu fark etti.. Ernst'i haftalardır bekliyoruz, sezon başında çok maç kaçırdığı için performansının normal olduğunu düşünüyorduk fakat aylar geçti Ernst'in artık o eski Ernst olmadığı anlaşıldı.. Eskisi gibi rakip takımlar ne zaman orta sahamıza yaklaşsa o kel kafalı adam çıkmıyor karşılarına, önce sağ bekin kademesine girip sonra takımı hücuma kaldırmıyor artık.. Almeida'yı çok eleştirdim hala da eleştiriyorum fakat bugün iki gol attı üç tane de kaçırdı, en azından artık pozisyonların içinde oluyor, eskisi gibi sahada eli belinde Dolmabahçe'nin muhtarı gibi dolaşmıyor.. Cenk çok genç ve yetenekli fakat Nietzsche'yi çok okumasın, yaramamış ona.. Unutan iyileşir tamam ama bir de hatalardan ders çıkarmak denen bir şey de var ya da vurdumduymazlık hoş bir şey değildir futbolda. Bu sezon çok hatalı goller yedi çoğunda takım bugün olduğu gibi geri dönmeyi başardı, daha dikkatli ve sorumluluk sahibi olması gerek..

Carvalhal ilk geldiğinde kaza bela maçları kazanan Beşiktaş için çekirge deyimi kullanılıyordu, aylar geçti Beşiktaş hala düşe kalka yoluna devam ediyor, çekirge evrim geçirip kanguru olmuşa benziyor.. Hatta son 15 maçta yenilmemek gibi sahadaki futbolla alakası olmayan başarılı istatistik yakalamışız.. Bu kadar eksiğin olduğu dönemden kayıpsız çıkmak en önemlisi, play off'u garantiledik gibi bir şey, umarım tüm sakatlar geri döner ve Play Off'ta full kadro hazır oluruz, şu Belediye bize çıkardığı zorluğun yarısını yarın Fenerbahce'ye gösterir umarım..

12 Ocak 2012 Perşembe

Carvalhal Hoca!




Hayatımda ilk defa Beşiktaş kazandığında kaybetmiş gibi hissettim.. Carvalhal'e geldiğinden beri hep mesafeli yaklaştım, sempatikliği iyi bir unsur fakat Beşiktaş'ın hocasının sempatiklikten önce daha farklı özellikleriyle ön plana çıkması gerektiğine inandım.. Sempatiklik sadece iyi bir insan özelliğidir fakat sempatik demek iyi bir hoca demek olmadığı gibi aynı şeyi insanlığa da uyarlayabiliriz, sempatik olmanız başlı başına sizi iyi bir insan yapmaz. Öncelikle dürüst olmanız, adaletli davranmanız gerekir, ancak bu sizi biraz daha iyi bir insan ve hoca yapabilir ..

Beşiktaş ilerisi için umut vermiyor, bunun takımla ilgisi yok, takım iyice yoğrulduğunda bizlere kazanmaya giden yolda nasıl mücadele edildiğini ve sonuca gidildiğini defalarca gösterdi.. Fakat bu mücadele eden ve sonuca farklı yollardan ulaşan takım bir planın programın değil sadece sakatlıkların ve şansın yardımıyla oluştuğunu görmek Carvalhal adının yanında büyük bir soru işareti yarattığı aşikar.. Beklenmedik sakatlıklar olmasaydı bugün hala Quaresma ve Simao'nun beraber oynayamayacaklarını iddia edip duruyor olacakmışız meğerse.. Quaresma'nın Beşiktaş'a geldiğinden beri en efsanevi futbolu koyduğu haftalara bakın Simao neredeymiş. Almeida sakatlanmasaymış Pektemek'i görmemiz için maçların son 10 dakikasını beklemek zorunda kalacakmışız.. Fernandes ki şuan takımın ve ligin en iyisi Trabzon maçı öncesi takımdan gönderilecek isimlerin başında geliyordu, o Trabzon maçında kötü bir performans Fernandes için terki diyar anlamına geliyormuş, Kayseri maçındaki Guti'yi hatırlayın.. Yabancı sınırlaması olmasa Savunmadaki tandemde Egemen yerine Sidnei boy gösterecekmiş ki zaten lige öyle başlamıştık.. Hilbert çoklarına ve bana göre takımın Fernandes ile en başarılısı fakat kadroya girebilmek için birçok sakatlık beklemek zorunda kaldı ve sakatlığından sonra forma şansı bulması tekrar sakatlıklara bağlı aksi takdirde Ekremin 360 dönüşlerini izlemeye devam edeceğimizden kimsenin şüphesi yok, sonuçta kadroya kutsal üçlü olan Simao, Q7 ve Almeida yazılacak, boşlukları doldurun..

Beşiktaş'ta çok fazla sorun var, en başta da yazdığım gibi dünkü galibiyete sevinemedim, nedenleri çok fazla.. sıralayacak olursam;

-Carvalhal'in kendisini sağlama almak için bırakın gençleri Burak'ın, Tanju'un, Mehmet'in yüzüne bile bakmaması.

-Sezon sonu gidecek olan Sidnei'ye forma verirken Atinç'ı aklına bile getirmemesi.

-Aldığı kısa sürelerde kaliteli kumaş olduğunu göstermesine rağmen Burak'ı Ekrem'in arkasına yazması.

-Muhammed'i mutemelen bu sezon süt kupasında bile izleyemecek olmamız.

-Gençlerin oynatılmaması ile ilgili soruya "şeker dağıtmıyoruz" şeklinde cevaplayan, gençlerin oynatılmasını onlara bir lütuf olarak bakan "sempatik hocaya" sahip oluşumuz..

-Bu seçimleri ve demeçleri yapan kişinin aslında altyapının başına getirilmiş oluşu..

-Pektemek sahadayken bir türlü pozisyonların içine sokulamaması, ne hikmetse Almeida girince bir anda 2 kez üst üste "arkadaşları" tarafından muazzam tek paslarla kaleciyle karşı karşıya bırakılması ve bunların hüsranla sonuçlanması..

-Carvalhal'in ikinci bir planının asla olmaması, giden maça müdahale edememesi, yenik durumdayken pes etmesi..

-Almeida ısrarı.

-Simao ısrarı.

Özet geç diyenler için; Gençlerin yüzüne bile bakılmaması, Portekizlilere yapılan toprak kıyağı, Hocanın taktik anlamında eksik kalması.

Bu sezon içeride kaybedilen derbi maçları pamuk ipliğine bağlıydı, maç bize birçok kere döndü fakat müdahale eksikliğiyle iki maçtan da beraberlikle ayrıldık, sezon sonu play-off var fakat derbi karnemize bakınca şampiyon oluruz demek fazla iyimserlik olur.

Almeida gerekirse serbest bırakılsın, Bobo gibi zamanında yaptığımız genç yetenek avına çıkalım diyeceğim de hoca elindeki genç yetenekleri oynatmayı şeker dağıtmakla bir tutuyor, topçu dediğin 30 yaşında olacak kafasını en uçlarda yaşıyor. Carvalhal hoca! tarihle aran iyiymiş önce Beşiktaş'ın bir tarihine bak, orada 3 yıl üst üste şampiyonluk göreceksin, kadroda kaç tane altyapıdan isim varmış bir say sonra Necip'i bu sene ne hale soktuğuna bak!

Son sözüm dün staddaki taraftara olacak, çarsı grubunu aratmadılar, küfür etmelerini çok istemiştim onu da yaptılar, umarım mesaj yerine gitmiştir.

17 Aralık 2011 Cumartesi

Aradaki 7 Farkı Bulun!



7 farktan fazla fark olduğu bariz aslında, geçen sezonla ve bu sezon futbolcuların kondisyonu arasında siyahla beyaz kadar fark var.. O günlerde de bir yazı yazmıştım Carlos Cascallana hakkında, kendisinin Atletico Madrid'in Paf takımının kondisyoneri olduğundan bahsetmiştik, zaten aşağıda linkini vereceğim röportajında da resmi olarak 2. seviye bir kondisyoner olduğunu belirtiyor.. Teknik direktörün en "alasını" getiren yönetim, cebinden bir kaç bin dolar daha fazla eksilmesin diye zaten gereği olmayan 1. sınıf kondisyoneri gerek görmemişti ki geçen sezonki maç trafiğiyle bu sezonun arasında da dağlar kadar fark var ya neyse ben size Roland Koch'un ve Carlos Cascallana'nin Beşiktaşın başındayken verdikleri röportajlardan birer pasaj vereyim, fark açık ve net.

Soru: Babanın uzmanlığı ile ilgili bir şey sorayım. Türkiye'deki futbolcuların fiziksel özellikleri hakkında ne düşünüyorsun? 70'den sonra yorulmaya başlıyor çoğu. Haftada 3 maç yapmaktan şikayet edenler var. Bence yeterli değiller. (röportajın linki için)

Cascallana cevap:
Türkiye'de futbol bir din! Şaka yapmıyorum. Her ülkede futbol sevilir ama Türkiye'de farklı. Bununla birlikte, futbolcular da işlerine aşık. Birinci dakikadan itibaren deliler gibi koşmaya başlıyorlar. Tüm maç böyle oluyor, ancak böyle olmamalı. Futbolcu gerektiğinde koşmalı, böyle olmazsa 70'den sonra pozisyonunda sabit kalmaya başlıyor.



Koch: Öyle bir takım olmalı ki iyi durumlarından dolayı hangi futbolcuyu oynatalım diye düşünmeliyiz. Bu noktada rekabet en önemli silahımız olacak. Testleri bunun için yapıyoruz. Futbolcuları takım olarak değil bireysel olarak ölçüyoruz. Örneğin bazı oyuncular hız testinde ilk 10 metre iyi son 25'te yavaş. Onu geliştirmemiz gerek. Bazı oyuncular sağa dönerken hızlılar ama sola dönüşte yavaşlar. O zaman defans oyuncusuysanız ve sola dönüşte ağırsanız oraya çalışmanız gerek. Bunları hepsinin seviyesini geliştirmek için yapıyoruz. (röportajın linki için)

12 Aralık 2011 Pazartesi

Sınav Başladı


Beşiktaş yönetiminin en büyük sınavlarından birisi şimdi başlıyor.. Hoş şimdiye kadar hiç bir sınavı geçememiş bir yönetim topluluğundan bahsediyoruz, gelecek için hiç ümitli değilim.. Tayfur hoca hiç olmaması gerektiği yerden çıktı ve seyir yasağı kalktı ki yönetimin sınavı işte burada başlıyor..

Stoke maçı öncesi hiç olmaması gereken şey oldu, bütün futbolcular bu haberi gördü, Carvalhal'in emanetçi olduğu zaten biliniyor, Beşiktaş yönetimi ilk günden bugüne kadar her fırsatta Tayfur hocanın takımın esas patronu olduğunu dillendirdi, medyamız Carvalhal'e selam vermeden Tayfur hoca dedi, Carvalhal her defasında Tayfur hocaya samimiyetle iyi dileklerini iletti.. Yorumcular Carvalhal'in bu tutumundan dolayı mest oldu vs..

Ya şimdi? Beşiktaş ligde zirvenin ortaklarından birisi, Stoke maçı kazasız bir şekilde atlatılırsa Avrupada da yola devam edilecek ki bu saatten sonra o iş çok zor.. Futbolcular da bizim gibi insan, bu maçtan çok geleceklerinin ne olacağıyla ilgili daha çok düşünecekler.. Yönetim bu konu hakkında derhal bir karar almalı kesinlikle ve kesinlikle Stoke maçını beklememeli, ya Tayfur hoca takımdaki görevine derhal getirilecek ki bana göre bu intiharımız olur, ya da Tayfur hocanın dinlenmesi gerektiğini belirtip Cartalete'nin önerdiği gibi Başkanımız Tayfur hocaya aynı Ibrahim Uzülmez'e yaptığı gibi bir seromoni düzenleyip koluna kaptanlık bandını takıp sezon sonunda görüşelim diyecek, aksi takdirde bu bulanık suda onumuzu görmemiz çok zor..

Medyaya da burada çok iş düşüyor, kuyu kazıcılarıyla nam salmış bir medyamız var.. Ilk kötü sonuçta "yani Tayfur hoca onu öyle yapmazdı, ama yine de bilemiyorum" denildiği an bu olay bitmiştir, Carvalhal'in ipi çekilmiştir..

Taraftara düşen görev belli, Tayfur'a destek çıkılacak, Carvalhal ezdirilmeyecek, bir taraf yüceltilirken diğer taraf unutulmayacak..

Carvalhal ne yapıyordur şimdi?

9 Aralık 2011 Cuma

Dans et Şampiyon


Dünkü postta maçtan önce skor adına karamsar olduğumu yazmıştım, nedenine gelince son haftalarda iyi oynayan bir Beşiktaş'ın sahada oluşu, son dakikalarda dahi galibiyet gollerinin atılması, futbolcuların yükselen performansı ve zirveye ortak oluşumuzdu.. Her Beşiktaşlı bilir ki bizim takım bu şekilde gidiyorsa ya bir terslik çıkacak ya da şampiyon olunacak, ortası yok.. Ilk devrenin son 3 haftasına baktığımızda rakiplerimize nazaran daha kolay bir fikstürümüz var. Vardı.. Hatta rakiplerin maçlarında çıkacak sonuçlara göre 3-4 puan farkla liderlik koltuğuna dahi oturabilirdik.. Neden geçmiş zaman kullanıyorum?

Her zaman eleştirilir hakemler, ya bir düdük çalmazlar, ya çifte standart uygularlar, eyyamcılık yaparlar, gözünün önünde olanları görmezler vs.. Bülent Yıldırım dün ilk yarı boyunca Manisasporlu oyuncuların sertliğine göz yumdu, Fernandes suratına aldığı darbeden sonra kendini yere atmayınca sarı kartına dahi baş vurmadı, çünkü Fernandes'in kendisini acılar içinde yere atması gerekiyordu, bir Türk tabiri olan "delikanlılık" yaparsan o kart çıkmaz bizde! Yerde kıvranacaksın ki hakedilen kırmızı kart çıksın..

Yıldızları koruyun diyor Uefa, Fifa.. Arkadan yapılan müdahalelere taviz vermeyin kartlarınıza başvurun diyor. Yıldız oyuncuları oynatmamaya yönelik faullere müsamaha göstermeyin diyor ama biz de bu böyle mi?

Türkiyede kaç tane yıldız oyuncu var? Az, bir elin parmaklarını geçmez.. Yıldız olanlar da maç içinde özellikle ilk yarı boyunca sistematik bir şekilde dayak yiyor.. Adam biliyor ki ilk yarı tekme tokat serbest vurmak.. Bülent Yıldırım dün yakın çekimde hem vücut diliyle hem de ağız ifadesiyle Hilbert'e arkadan tabanla giren Manisalı oyuncuya "3 oldu bir daha olursa sarı kart vereceğim" diyor.. Neden? Çünkü hem ilk yarı, hem Hilbert pozisyonda sakatlanmamış, acılar içerisinde kıvranmamış, skor Beşiktaş'ın lehine, şimdi adamı atıp maçın heyecanını adrenalini almak hakemin hakkı mi? Adam arkadan topa bile vurmadan direk aşil tendonuna giriyorsa o adamı atmak senin hakkın, en azından sarı kart vermek hakkın..

O pozisyondan hemen sonra bu sefer maç boyunca dayak yiyen, Türkiye'nin en kariyerli ve yeteneklisi hali hazırda en formda oyuncusu Quaresma'ya arkadaş öyle bir giriyorki sorma, tırın altına kaçan topu almak isteyen ilkokul talebesi gibi, önce Quaresma'yı biçiyor ve ayakları yerden kesilen Quaresma'nın önündeki topa güç bela dokunuyor, "dokunmasa faul, dokunursa devam" edileceğini biliyor çünkü, adam artık işinin ehli olmuş.. Ne oluyor Quaresma'ya? 1 Ya Yok, kırmızı kartı geçtim pozisyonda faul yok! Devam edin oynayın diyor hakem, bir de elini sallıyor yok bir şey diye.. Daha ne olsun? ölsün mü adam?

Dedim ya karamsardım diye, yanılmamışız.. Quaresma'nın kariyerinde 3 maçta arka arkaya 4 gol attığı bir sezon daha yok, hatta Porto'da coştuğu yıllarda defansa gelip gölge savunması da olsa geri geldiği yok.. Attığı goller "trash time" da değil, hepsi 3 puan kazandıran goller, son 10 günde attığı 3 gol yıllarca jeneriklerimizde olan goller değil.. 35 yaşında da değil bu adam 28 yaşında Zirvesini Oynuyor Bu Sezon.. Oynatırlarsa tabi.. Stoke maçında yok, o yarmaların olduğu takıma karşı en büyük silahımız olacaktı, çünkü fizik fiziğe çarpışmada bilzeri nakavt edicekleri ayan beyan ortada, takımın onun kadife ayaklarına ihtiyacı vardı, sağolsunlar onu da harcadılar..

Rakip takımlara çıkartılmayan kartları, yapılan kıyakları saymayacağım, ne de olsa şike sürecini görüyoruz, adam diyor ki "şike yapmış işte ağabey öldürelim mi? sonuna kadar arkasındayız" hatta izin verseler yanlarında yatmaya hazır olsan duayenler bile var.. Biz niye sevdik bu takımı? Sanırsam karamsarlık yönünde hiç bir zaman bizi yanıltmadığı için.. Güzel top oynamamıza bile izin verilmediği için.. Bıraktığın yerden devam etmen dileğiyle, Dans et Şampiyon!

Beşiktaş-Manisaspor Maç Değerlendirmesi


Quaresma dışında ilk 11'e baktığımızda gördüğümüz şey dengeli bir kadroydu, bunların üstüne Fernandes ve Quaresma'nın takımla beraber topun arkasına geçmesiyle az pozisyon veren bir Beşiktaş vardı sahada.. Uzun zaman sonra Rüştü eldivenleri devraldı, bunda Cenk'in "Beşiktaş kanseri"ne sebebiyet veren performansı etkili oldu, karar bana göre yanlış değil, Fevzi'de ve Hakan'da yapılan gereksiz ısrar oyuncuların Beşiktaş kariyerlerini erken bitirmesine neden olmuştu, şimdi cenk otursun ve yaptığı basit hatalardan ders çıkarsın zaten gelecek sezonun ardından eldivenler uzun bir süre onda olacak..

Dün beklediğim Galatasaray galibiyeti gelince biraz karamsardım bugünkü maçtan, sonuçta Beşiktaş avantajlı duruma geçmişti ve tecrübelerimiz Beşiktaş'ın bu avantajı tersine çevireceğini söylüyordu.. Ilginç bir şekilde olmadı. Aksine Beşiktaş ilk yarı istediği gibi oynadı, kalesinde pozisyona benzer bir şey vermedi üstüne Quaresma'nın klas frikiği ve Mustafa Pektemek'in Torres vari golü geldi.. Mustafa için bu gol kırılma noktasıydı açıkçası.. Son haftalarda Almeida'da ısrar eden CC. gelen baskılara dayanamayıp Mustafa ile çıktı maça, Mustafanın golü yoktan var etmesiyle CC. gelen baskıların nedenini anlamıştır umarım.. Bana göre Almeida'ya atılan topların yarısı kadar pas atılmadı lakin Mustafa ekmeğini taştan da çıkartabileceğini gösterdi, 40 metre dribling ve vücut çalımından sonra yakın direğe o sertlikte bir şut çıkartabilmek için sağlam baldırlar lazım..

Ikinci yarı zorunlu olarak Quaresma-Holosko değişikliği yapıldı ve maç aslında oracıkta bitmişti.. Elde Veli, Mustafa, Holosko gibi hem dikine çabuk gidebilecek hem de defansif işi kotarabilecek adamlar vardı. Skorun 2-0 olmasıyla hem topun arkasına ailece geçilmeye hem de kapılan toplarda kaleye evelemeden gitmeye gerek vardı.. Sanırım Necip'in yaptığı pres kornere sebebiyet verdi Fernandes dönen topta Sivok'un ağzının içine kesince "Heading"i Almeida'ya nazaran koyu mavi olan Sivok darbeli bir kafayla topu çatala gönderdi ve maçın kanserejon etkisini başlamadan bitirdi..

Yediğimiz golde Necip Sivok'u bozdu, ortayı boşalttı, Rüştü boşa çıktı, Egemen izledi ve arka arkaya gelen bireysel hatalar golü getirdi fakat bu golden sonra Manisa hiç etkili gelemedi, Mustafa çıktı Almeida girdi.. Almeida diğer maçlara nazaran biraz daha top tutabildi, bunda yorulmuş Manisa savunmasının da etkisi vardı.. Holosko ikinci yarının başından beri beklediği pozisyonu buldu 50 metre dribling sonrası kalbimizi kazanacak pası verdi, Fernandes topa yetişemese arkada Almeida vardı lafın kısası 18 içinde 3 Besiktaşlı iki Manisalı vardı.. Fernandes'in vuruşunda top zor da olsa içeri düşmeye karar verdi.. Uzun bir süre sonra son 10 dakikaya koltuğa gerilerek maç izleyecektik.. Sezon başında beri skor üstünlüğünü ele geçirdiğimiz maçlarda bulduğumuz kontraları bir türlü gole çeviremiyorduk, bugün hem Mustafa'nın hem Fernandes'in golleri bu yaraya derman oldu..

3 gün sonra IBB maçı var, Abdullah hoca sonrası bocalamaya başlayan Belediyeyi yenip Trabzonspor-Galtasaray, Bursaspor - Fenerbahçe maçları sonucu sonrası liderlik koltuğuna oturma şansımız bir hayli fazla. Ilk devreyi lider bitirirsek "2008 Ernst etkisi" yapabilecek bir ortasaha ile bu takım play off un olduğu sezonu avantajına çevirebilir.. Ama önce şu IBB'yi bir geçelim :)

5 Aralık 2011 Pazartesi

Kısa Kısa


Aykut Kocaman ya da Fatih Terim'i tak maçlığına Beşiktaş'a hoca yapsan ve "hocam forvette kim oynasın?" diye sorsan tereddüt etmeksizin Almeida der ve son zamanlarda Carvalhal'in yaptığı gibi 90 dakika Almeida'yı oyundan çıkartmaz ki Beşiktaşın hücum çeşitliliği kör kurşun toplara kalsın..Almeida'ya her atılan top duvara çarpmış gibi geri dönsün. Beşiktaş'ı 10 kişi oynatsak, Almeida yerine de rakip takıma bir stoper eklesek ve o ekstra stopere Almeida'ya atıldığı kadar uzun top atsak adam en azından bir iki kere pas hatası yapar Beşiktaşa hızlı atak şansı verir ama bizimkisi hiç bir topa hareketlenmiyor, kendi elleriyle gösterdiği noktaya gitmiyor, rakibinden 4 metre önde olmasına rağmen 10 metrelik mesafede sollanıyor, ağzının içine yapılan ortalara ağız burun karışık vuruyor, takımın boyunu kısaltmak yerine devamlı ofsaytta eli belinde bekleyerek hem defansif anlamda hiç bir katkı yapmıyor hem de kapılan toplarda kontra atak şansını başlamadan bitiriyor, daha acı olan şey ise yedekte bekleyen Almeida'dan çok daha büyük şeyler vaadeden Mustafa'nın son 10 dakikaya kadar yüzüne bakılmaması. Daha da dramatik olan şey ise, aynı performansı Mustafa göstermiş olsa ilk yarı bitmeden tabelada "9 in 11 out" kalkacağını hem bizim hem de Mustafa'nın bilmesi ki adam "MaccabiQuaresma'ya" bağlasa bir dahaki hafta ilk 11 de yine Almeida arzı endam edecek.. Carlos hoca! yastığa başını çekirge gibi zıpladığın için rahat koyuyorsan sorun yok.


Cenk Güzel kardeşim! bu taraftar biliyor ki çok yeteneklisin, yasın daha çok genç ve önünde uzun yıllar var, bak Rüştü abine, baban yaşında adam hala seninle forma savaşı veriyor.. En güzel kaleci gösterişsiz kurtarış yapan kalecidir.. Çünkü iyi yer tutuyordur, acemi kaleciler gibi yanlış yerde durup imkansız kurtarışlara mahal vermiyordur.. 35 metreden gelen topa şutla beraber uçmuyordur, bunun defansı var, falsosu var, rüzgarı var top bir anda birine çarpar yön değistirir, öyle armuta bakar gibi bakarsın sonra.. Beşiktaşlı seni artık birinci kalecisi olarak benimsemiş durumda, bize artistik plonjonlar göstermek yerine güven ver.. Biz senin zaten çok yetenekli olduğunu Villareal maçından beri biliyoruz..

Ahmet hoca işine geldi mi mangalda kül bırakmıyorsun.. Delikanlılığın parmakla gösterilen en büyük şövalyesi oluyorsun.. Aslında seni kaale almamak gerekir ama bende haddinden fazla gastrit yapıyorsun.. Öncelikle geçen sezon sizler gibi koyun sürüsüne katılmayı reddetmiş Schuster'e yazdığın tehdit vari yazını okumak gerek.. Sonrasına bu sezon yaşanan Fatih Terim ve akreditasyon olayını ( 2:30 dan sonra) izlemek gerek.. Ahmet bey! buna da bir köşe yazısı bekliyorum senden, böyle hem tehdit içerecek hem de ilkokul çocuğu gibi şikayet vari bir köşe yazısı, hani içinden aşağılık kompleksi akan, faşistliğe kadar varanından, yerse..

Biz futbol denen güzel sporu (bizim için elbette güzel değil) süslemesini hiç bilmiyoruz.. Hiç bir zaman da öğrenemeyeceğiz.. Yayıncı kuruluş da, medya da, yöneticiler de bizi futboldan uzaklaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar, hayır anlamadığım taraftar futboldan elini ayağını çekerse ne yapacakları? Heralde kendileri çalıp kendileri oynayacaklar. O tribüne giden her taraftar benim gözümde birer kahramandır bu illeti hala sevebildikleri için.. Fatih Terimin akreditiasyonla ilgili olan aynı videoda (4:15 ten sonra) orada bir hayvan var.. Evet muhtemelen özel güvenlik görevlisi.. Hani canları sıkıldığında bizlere tekme tokat girişen, kendisini taraftarla aynı kefeye soktuğu için hayvandan beter davranan, her taraftarı sanki suç işlemeye gitmiş birer suçlu olarak bakan güvenlik görevlisi, tek amacı öyle ya da böyle Türkiye'nin en başarılı ve karizmatik Türk hocasıyla fotoğraf çektirmek isteyen bir kadın güvenlik görevlisine kameraların önünde şiddet uyguluyor.. Sistemin köpekliğini o kadar çok benimsemiş ki Fatih hoca dur yahu ne yapıyorsun diye sorunca gözlerini ancak 35 santim açıp " yassah kardeşim diyor", o an resmen nevri dönmüş durumda bu zavallı güvenlikcinin, kendisini kaybetmiş.. Neyse bayanlar fotoğrafı çektiriyor fakat çektirdiklerine bin pişman oluyorlar elbette, zoraki bir gülümseme ile uzaklaşıyorlar.. Korktuğum ve adım gibi emin olduğum tek bir şey var o da bu görüntülerden sonra o meslek aşkıyla yanıp tutuşan güvenlik görevlisi o hayvani davranışlarından ötürü ödüllendirilecek, o zavallı iki kız ise muhtemelen mesai sırasında sadece bir fotoğraf çekilmek istedikleri için işlerinden olacak.. Aferim lig Tv. o görüntüleri koyarak çok iyi iş başardın.. Hayır o görüntüyü koydun madem bunun ardından o hayvanı en ağır şekilde eleştir.. Neden ?

Maçta gözüme çarptı şu pankart.. Antalya'da boş boş dolaşmak yerine vatandaşı Ernst ve Hilbert'i izlemeye gelen alman bir turisti çevirip" aga şu pankart nedir sence" diye sorsan Türk mafya filmi olabileceğini, evde örgü örmekle meşgul annenize sorsanız Kurtlar vadisinin yeni versiyonunun tanıtımı falan zanneder heralde.. aslında güzel türkçemizde çok güzel bir deyim vardır, onu söylesek şu basiretsiz, vizyonu sıfır, akıldan mantıktan fersah fersah uzak yönetimi açıklar; "Sıçıp sıvamak".

21 Kasım 2011 Pazartesi

Cartalete Röportajı İkinci Kısım


—Altyapı direktörlerimiz, yöneticilerimiz, antrenörlerimiz de tıpkı A takım gibi her sene değiştiriliyor. Sanırım arama ekibi çok iyi, yoksa bu plansızlık içinde çıkan gençleri görünce insan şaşırıyor. Sağlıklı, planlı, programlı bir özkaynak yapısına geçsek; daha bir akıl almaz sonuçlar elde etme şansımız olmaz mı?

Aslında alt yapıda, görünenden çok daha fazla sorunlar var. Çünkü yukarıdan hiçbir şekilde ilgi yok… İşini çok iyi yapan insanlar var sadece arada, işte onlar da bazı oyuncuları buluyor; gerçekten de yetenekli çıkıyorlar ama ilgisizlik sebebiyle bir sonuca varılamıyor. Tamamen spontane bir düzen var yani, bahsettiğiniz üzere bir planlama asla yok. Plan, program olursa, çok şey değişir tabi ki… Her anlamda çok şey değişir. Düz mantık: Necip olmasa, o bölgeye yerli bir transfer yapmak için en azından bir 4-5 milyon Euro’yu harcamak gerekecekti. Şimdi o para cepte kalırken, Necip’in iyi bir fiyatla Avrupa’ya açılması ekstradan gelir anlamı taşıyacak… Manevi artılarını hiç saymıyorum bile. İşte bunların istisnai durum olmaktan çıkarıp, bir kulüp yapısı halini alması gerek… Ama pek öyle olacakmış gibi gözükmüyor, en azından kısa vadede öyle maalesef.

—Onur, Burak, Mehmet, Atınç, Muhammed, Furkan, Cankurt, Erkut hiç forma sansı bulamayan oyuncular formayı bırak çoğu 18 yüzü göremiyor… Sence esas olarak alt yapının başına getirilen Carvalhal'in, bu oyunculara hiç şans tanımaması sonrası için bir handikap yaratmaz mı? Carvalhal bir gün altyapının başına geçtiğinde, nasıl bu futbolculara güven aşılayacak? Nasıl onlara “A takımda oynayabilirsiniz!” mesajı verecek?

Carvalhal şuanda A Takım’ı çalıştırmakla yükümlü. Üstelik, başarılı olması durumunda bu seviyede kalma ihtimali de yüksek… Şunu çok iyi biliyoruz ki, bir teknik direktör isterse alt yapıdan Messi çıkartsın; puan tablosundaki yeri iyi değilse gider. O yüzden ben, Carvalhal’in hedef maçlarında hazır oyuncuların dışına çıkmamasını anlarım. Üstelik Tayfur Havutçu, hiçbir anlamı kalmayan lig maçlarının sonuncusunda bile, eli titreyerek gençlere şans vermişti. Carlos için pek öyle bir fırsat olmadı. Bu sene Türkiye Kupası da grup şeklinde oynanmayacak, bununla beraber kadro derinliği de geçen senelere göre iyi sayılır… Gençlerin önünü kapatan etkenler artıyor.

Ama şu da var; bu çocuklar için 18’e girmek bile büyük lütuf oluyor maddi – manevi. Maddi diyorum çünkü milyon Euro alan futbolcu için galibiyet primi pek anlamlı olmaz. Ama alt yapıda, birebir duyduğum ve profesyonel sözleşmesi olmasına rağmen, ağabeyinden harçlık isteyen oyuncular mevcut… Onlar için galibiyet primi, neredeyse değişen hayat demek. Ayrıca, gelecekten umutlanmak demek… Saydığınız isimleri sırayla alırsın 18’e, skor garanti altındaysa (ki söz konusu Beşiktaş olunca, bu 80 maçta 1 denk geliyor) oyuna bile sokabilirsin. Ama hiç yoktan, 18’e girmeleri bile bir şeydir…


"Necip için düşüşte trendi başlandı"

—Seneye Antalyasporlu Emrah Başsan ve Eskişehir’den Alper Potuk’un alınması durumunda, transfer bitti diyebilir miyiz?

Emrah ve Alper benim de oldukça beğendiğim oyuncular. Lakin Emrah’ın bölgesinde oynayabilecek, yetenekli isimler vardır alt yapıda. Erkut, Muhammed, Ali İhsan gibi… Hatta alt yapıdaki yetenek birikimi; bu kanat – forvet bölgesinde yoğunluk kazanmış durumda. Ama Alper gibi bir model yok… Hatta Türk futbolunda da yok böyle, topu alınca yüzünü rakip kaleye dönen ve direkt olarak dikine oynamayı seven bir ortasaha. Tek Alper transferiyle bile, yerli transfer olayı kapanır. Ama yabancılar konusunda bir düzenleme şart.


—A2’den kiraya verilen Sezer, Cumali, Erkam, Oğuz ve Emre gibi futbolcuların geri gelme şansını ne olarak görüyorsun?

Emre Özkan, Tigana döneminden bu yana radarımda olan bir oyuncu. Bu sene zirve yapıyor artık, bir Süper Lig takımında banko oynuyor. Fizik olarak da hem defansif bek hem de stoper oynayabilecek yapıya sahip. Önemli bir alternatif olabilir kadro içinde. Gelecek yıl, kadroda kalma anlamında en şanslı gözüken o. Sezer de iyi durumda ancak stoperde bir bolluk söz konusu. Ersan da iyi dönerse; Atınç’la birlikte toplam 4 sol ayaklı stoper oluyor. Kiralanmaya devam edebilir o nedenle… Oğuz kendini gösteremeden Siirt’e sürüldü. Ondan ümitliydim, üstelik sağbek ihtiyaçtı. Ancak her maç oynuyormuş, keza Erkam da öyle… En azından maç tempoları artıyor. Cumali, Volkan, Furkan ise pek fırsat bulamıyorlar gördüğüm kadarıyla, onların işleri biraz zor gibi. Oysa Furkan, stoper değil de; süpürücü ortasaha olarak değerlendirebilir gelecekte. Kısaca: Aurelio bölgesinde…


-Cenk, Ismail, Ersan, Necip, Veli, Mustafa Pektemek ve arkasından isimlerini say say bitiremeyeceğimiz Onur, Muhammed, Sezer, Burak, Cankurt, Erkut, Doğukan ve daha aklımıza gelemeyenler… Beşiktaş’ın elinde gerçek bir maden yok mu? Saydığımız 5 isim artık 11 oyuncusu ve 23 yaş altı milli takımı gibi…

Kesinlikle öyle. Zaten ben “Beşiktaş’ın yerlileri kalitesiz” şeklindeki genel görüşe hiç katılmamışımdır. Çok ciddi genç yetenekler var ama ortak özellikleri, birer takım oyuncusu olmaları… Yani onlardan faydalanmak için, öncelikle iyi bir takım yapısına bürünmek gerekiyor. Bu da, yabancı seçimlerinden geçer… Bence asıl sorun, yabancı oyuncularla güzel bir ekol yaratılmamış olması. Yoksa iyi işleyen bir takım yapısında, bu saydığınız genç yerlilerin hepsi performansının üstüne çıkacaktır.

-Gelen efsane başarıların hep özkaynakla gelmesi gibi bir realite ortada dururken, Beşiktaş'ın şuanda maden ocağına benzeyen özkaynağına bu kadar sırt çevirmesinin bir tek mantıklı açıklaması var mı?

Benim için bunun mantıklı açıklaması yok, ama yönetim için var demek ki… Kabul etmek gerekir ki, o dönemin Beşiktaşlı profili de değişmiş durumda. İsimli bir transfer, alt yapıda olup biten olumsuzlukları unutturuyor. Ki zaten bunu dert eden Beşiktaşlı sayısı da pek fazla değil… Çıkana da yeterli değer veriliyor mu, o da tartışılır. Mesela gelişimi gayet normal seyirde devam eden Necip için “düşüşte” trendi başlamış bile…

-Muhammed Demircinin özellikle iç saha maçlarında son 3-5 dakika oyuna girme zamanı gelmedi mi?

Geldi, hatta “genç oyuncu oynasın” manasında da değil; takımın ihtiyacı halinde şuanda. Guti’nin gidişiyle birlikte, Beşiktaşlı oyuncular arasında “derin pas” konusunda en önde gelen isimdir. Oyunun sonlarında sahaya sürülüp, çilingir vazifesi görebilir şu yaşında bile…

—Beşiktaş son yıllarda Avrupa’da lige oranla çok daha "istekli" oynuyor, en azından eskisi gibi birbirini tutmayan skorlar değil de daha dengeli, istikrarlı sonuçlar alıyor. Sence bu değişimin nedeni nedir?

Yabancı oyuncuların işi sıkı tutmaları, birinci ve en büyük sebep… Avrupa maçlarında her oyuncu konsantre oluyor oyuna ve yine her oyuncu “topun değerini” çok iyi biliyor. Böylelikle, karşımıza bir bütün şekilde hareket eden Beşiktaş çıkıyor. Yukarıdaki, genç yerliler konusunda dediğimize geliyoruz yine…

—Avrupa Ligi’nden beklentilerimiz ne olmalı? Gecen seneki gibi bir çeyrek final olursa bununla yetinmeli miyiz, yoksa bir basamak daha çıkmak esas hedef mi olmalı?

Ben Avrupa Ligi’ni, gelecek yıllardaki Şampiyonlar Ligi için “araç” olarak görüyorum… Hem alınacak puanlarla, Şampiyonlar Ligi gruplarında iyi bir torbaya kapağı atmak; hem de uluslar arası maç tecrübesi kazanmak için, Avrupa Ligi iyi bir mecra…

O nedenle, bu ligde olabildiğince galibiyet almak lazım. Mesela İsrail’den 3 puanla dönmek, hem UEFA sıralaması adına da artı puanlar; hem de Stoke City’nin İstanbul’a tatile gelme anlamını taşıyacak. Ki, Stoke City karşısında da bir galibiyet kaçınılmaz olur bu durumda…

Üst turlar ise, artık tamamen “akışına bırak gitsin” modunda… Mesela Atletico Madrid kupayı aldığı yıl, hiç de öyle şampiyon olacakmış gibi gitmiyordu. Hatta Caner kendini attırmasa, Galatasaray’a elenebilirlerdi. Hiç belli olmaz varılacak yer…

"Beşiktaşın son on yılda hiç bir zaman beki olmadı"

-4 büyük futbol liginden Beşiktaş’a herhangi bir şekilde benzettiğin takımlar hangileri, birer cümleyle açıklayacak olsan?

Takım oyunundan çok, başarıyı belli oyuncuların keyfi performansına bırakış şekli ve oyun anlayışıyla Atletico Madrid. (Zaten onlar da tıpkı Beşiktaş gibi zigzaglı skorlar alıyor.)

Yine rengi dışında, son dönemdeki transfer oburluğu ve genellikle karşılıksız kalması; her yıl yeni açılan sayfalarıyla Juventus. (Bu yıl, kör talih değişeceğe benzer biraz)

Belki başarı anlamında çok gerilerde kalsa da, şampiyonluk denince akla gelecek ilk camia olmasa da; taraftarlık yapısı başta olmak üzere, futbol dışı büyüsüyle yeri ayrı olan Liverpool.

Bundesliga’da pek benzettiğim takım yok, hep dibine kadar gelip bir türlü şampiyonluğu koparamayışıyla Schalke olabilir. Ama ben son zamanlardaki kulüp yapısı ve genç oyunculara bakış açısıyla, keşke Borussia Dortmund’a benzesek diyorum…


-90 yıllarda evde, okulda, işte; kağıt kalemi alıp dünya karmasını yapmak çok daha popülerdi. Hani şu Nesta ve Cannavaro'nun stopere sağa Cafu sola R.Carlos’un gözlerin kapalı yazıldığı yıllar… Şuan ki faal futbolculardan bize bir dünya karması yapsan?

Evet, bende de ders notlarından çok bu tip 11’ler yer kaplardı (gülüyor)

Casillas / Maggio Pique Ranocchia Coentrao / Meireles Xavi / Messi Pastore Cristiano / Aguero

Bazı noktalarda sübjektiflik söz konusundur (tekrar gülüyor :)


-Hadi bir de gelmiş geçmiş dünya karmanı yap bize :D

Yapalım (bu sefer beraber gülüyoruz) Ama şöyle bir şey yapalım, halen faal olmakla birlikte yaşları geçtiği için yukarıdaki 11’e yazamadığım bazı reyisler var, onları bu kategoride değerlendirelim. Ve de, direkt futbolculuk yıllarına şahit olduğum oyuncular arasında seçim yapmak istiyorum. Bu da 90’lardan itibaren demek oluyor…

Schmeichel / Cafu Cannavaro Nesta R.Carlos /Gerrard Vieira Zidane / Baggio / Ronaldo Batistuta

Gerçi böyle bir hücum ve ortasahanın arkasına, Hakan Kutlu’yu falan stopere koysak yine dünyanın gördüğü en iyi takım olurdu herhalde. (tebessüm)

—Son 10 yılda Beşiktaş’ta oynamış yerlilerden ve yabancılardan farklı birer 11 oluştursan?

Her iki kadro da, 100. yıl kadrosunu ve sistemini temel almak lazım. Yoksa zor olacak, zira Beşiktaş’ta “bek” diye bir kavram yoktu ki efsanesi olsun. (gülüyor)

Rüştü / Toraman G.Zan A.Yıldırım / K.Dobra Tayfur Tümer Üzülmez / Sergen / İlhan A.Dursun

Cordoba / Sivok Ronaldo Zago / Karhan Ernst Guinti Münch / Pancu / Nouma Bobo

Hafızamı yokladım, Holosko ve Hilbert’ten başka sağ kanat yok. O yüzden Karhan’ı oraya çeki verdim. Münch mü Tello mu diye çok düşündüm ama; Tello’nun daha çok forvet arkası iken başarılı maçlar çıkarttığını göz önünde bulundurdum ve Münch’ün sol kanat gelip, yardırıp, sol kanat gittiğini hesaba katınca bu kararı verdim. Zaten forvet arkasındaki Pancu, benim dokunulmazımdır.


—Avrupa’da seni kadrosuyla, teknik direktörü ve taraftarı ile en çok heyecanlandıran takım hangisi ve nedenleri?

Normalde bu 3 etken bir araya gelmez ama Juventus bu sene öyle olacak gibi… O nedenle her maçını takip ediyorum. Palermo da beni heyecanlandıran bir takımdır. Duygu patlamasının bol yaşandığı tribünleri, marjinal forma renkleri ve tabii ki tarihi şehri bende ilgi uyandıran etkenler oldu… Lakin son dönemde “genç al, parlat, sat” mantığıyla herkesin farkına vardığı bir takım oldu Palermo. Örnek bir kulüp yapısına sahip oldular, bu taraflarıyla da eğlenceli…

—Renktaş Juve geri mi dönüyor?

Öyle gözüküyor. Birçok denemeden sonra, tam bir kan uyuşması yaşayacakları teknik direktörü buldular sanırım. Conte, hem sonuç alıcı futbol oynatıyor hem de 4-2-4 vari sistemiyle, eldeki hemen hemen tüm hücumculardan faydalanıyor… Juventus’un çocuğu olması da ayrı bir artısı oldu. Bu sene sonuna kadar şampiyonluğu kovalayacaklardır ve şampiyonluğa oynamayı yeniden gelenek haline getirmeleri büyük olasılık.


"Roberto Baggio Süper Kahramanımdı"

—Ne olacak bu Roma ve Inter’in hali?


Bu sorunun içinde normalde Juventus’ta olurdu, sıyrılmış olmaları güzel (gülüyor)

Roma’da zaten gelenek oldu iniş, çıkışlar. Luis Enrique ile yeni bir maceradalar. Zamanla işler yoluna girecektir, tabi yarıda kesilmezse…

Ancak Inter’deki durum daha bir karışık… Mourinho ile kazanmaya çok alışan bir camia; son 1.5 yıldır “ne yaptığını bilemez” bir hal içine girdi. Gelen bir teknik direktör, gideni veya bir iki ay sonra gelecek olanla alakasız. Benitez gider, Leonardo gelir, o gider Gasperini gelir falan… Birbiriyle tek ortak noktaları, günün belli saatlerinde uyuyor olmaları o kadar… Klasik, irtifa kaybeden Türk takımı konumundalar yani.

"Sıfırdan takım kursam Messi'yi değil Ronaldo'yu alırım"

—Serie A da şampiyonluk favorin?

Juventus sonuna kadar bırakmaz, ama Milan olur gibi yine…

—Napoli peri masalı gerçeğe dönüşecek mi?

Zaten o masalı, kalıcı bir gerçekliğe dönüştürme operasyonu sürüyor… Bu yıl ilk 11’e tek bir nokta atışı transfer yaptılar: Gökhan İnler. Geriye kalanlar da alternatif transferleri oldu… Her geçen yıl, sistemlerini güçlendirecek ve bunu kaldırabilecek oyuncu kalitesine ulaşacaklardır. Sonuçta bir planları var…

—Del Piero?

Pazartesileri “bu ne fauller ulan?” gerekçesiyle az dışarı atılmadık lisede (gülüşmeler) Ama Del Piero faulüne geçiş yapınca bir güç geldi, ciddi ciddi frikikleri asmaya başladım. ( o gülüyor)

İlk futbol idollerimden biridir, yeri ayrıdır… Halen var oluşu, genç hissettiriyordu insanı. Ama önümüzdeki yıldan itibaren olmayacak…


—Roberto Baggio?

Baggio ise bir futbolcudan farklıydı …Hani çizgi romanlardan insanın unutamadığı kahramanlar olur ya; Baggio da öyleydi benim için. Süper kahraman gibiydi… Aklım futbola iyice erip de, izlediğim ilk turnuva Amerika 94’dü. Hakikaten de süper kahraman gibi sırtlıyordu takımını… Hele imajı falan apayrı zaten… O saç modelini x bir futbolcuya yapsa, “amk dengesizi!” diye tepki toplar. Yalan mı? (hem kopuyoruz hem de başımla onaylıyorum) Her şey oturuyordu adama, penaltı kaçırışı bile karizmaydı arkadaş… Elleri belde üzülüşü falan… (ağlıyoruz) :)

“Alex'i durdurmanın bir tek yolu var”

—Çok klasik fakat Messi mi Ronaldo mu?


Ben de klasik giriş yapayım madem, “ikisi de farklı oyuncular…”(lafı çakıyor:) ) Ama öyle gerçekten… Şöyle ki; “olmuş” bir takıma sahipsek kesinlikle Messi. İyi yardımlaşan, rakip kale önünde çabuk çoğalan bir takımda Messi durdurulmaz. Sadece dripling, bitiricilik, verkaç anlamında da değil. Etrafını pozisyona sokma anlamında da inanılmaz bir oyuncu oldu. Son sürat topla giderken, Guti pası atıyor resmen. Hatta kısa mesafedeki derin toplarda, dünyanın 1 numarası.

Ancak Ronaldo, daha bir “tek başına takım” kıvamında adam. Birçok şeyi yapabiliyor… Yani şöyle diyeyim; sıfırdan bir takım kursam ve bana Messi ve Ronaldo’dan birini alma hakkını verseler, Ronaldo’yu alırdım...


“İbrahim Üzülmez, Gerard’ın solundan atıp, sağından geçti”

—Beşiktaş’ın güzel bir gol attığı maçta Fenerbahçe'yi yenme sansını ne olarak görüyorsun? :)

Fink’in golü sonrası kazanıldı ama ya. :) Gerçekten ilginç bir durum; ya alakasız, ya da son dönemdeki formuyla tartışılan adamlar, Fenerbahçe’ye hayatının golünü atıyor. Gönül ister ki, Ronaldo’da olduğu gibi son derece estetik yoksunu goller atılsın, ama Beşiktaş kazansın. Nedense pek olmuyor bu…

Aslında tamamen rastlantı da değil bu biliyor musunuz? Bir takım, belli bir eşleşmede genellikle jeneriklik gol atıyorsa, bir sorun vardır. Normal bir gol atacak kadar, oyunda hakimiyet kuramamış; ancak tahmin edilemez bir şekilde gol atma imkanı sağlamıştır… Son derbilerde de durum bu ne yazık ki.

Keza Quaresma’nın da normal gol atamaması, gollerinin sürekli jeneriklik olması bu sebepten.

—Alex can sıkmaya başlamadı mı? Her maç her maç… :)

Mahalle maçlarında böyle sıkıntı yaratan adamlara “şşşttt annen çağırıyormuş lan…” şeklinde baskı kurar, kafa karıştırırdık. Öyle bir şey mi yapsak bilemedim ki?

"En iyisi Milne’di"

—Unutamadığın 3 Beşiktaş golü ve kısaca nedenleri.

Feyyaz – Göteborg

İnönü’deki rövanş maçıydı. Avrupa kupalarındaki gol hesaplarını yeni yeni çözmeye başlamıştım… Bu golün aslında yetmeyeceğini biliyordum. Ama fazla bir sevinç tepkisi vermiştik bu gole ailecek, statta çıkan ses de öyleydi galiba. İyi oynamamıza rağmen, bir türlü topu içeri atamıyorduk. Hem bu nedenle, hem de Mrkela’nın sıfıra inişi ve Feyyaz’ın uçarak kafası ile estetik ürünü bir gol oluşuyla sanırım…

Ahmet Dursun – Barcelona (2. Gol)

Böylesine büyük takımlara karşı atılan ilk gol elbette sevindirir, ama akılda bir “acaba…” vardır. Maçın o şekilde bitmeyeceğini bilirsin… Nitekim, San Siro’da da Tayfur’un golüyle öne geçmiş ama sonra 4 tane yiyip oturmuştuk.

Lakin böyle maçlarda gelecek ikinci gol, “oluyor galiba!” havasını verir. Ahmet Dursun’un Dutruel’in üzerinden aşırdığı top da öyleydi… Ki o topun o noktaya gelişi de muazzam. İbrahim Üzülmez, Gerard’ın solundan atıp, sağından geçti… İşte o an, sonu golle bitmese bile unutulmazdı.

Bobo – Liverpool

Yine yukarıdaki sebeplerle aynı… (gülüyor) Galibiyet golüydü çünkü o artık. Nitekim atılış şekli olarak da mükemmeldi…

—Sana göre tarihimizdeki en başarılı teknik adam kimdir?

1- Bako, 2- Recep, 3-Kadir, 4-Gökhan, 5-Ulvi, 6-Şenol, 7-Feyyaz, 8-Rıza, 9-Mehmet, 10-Ali, 11-Metin.

Gayet velet yaşta olmama rağmen, halen Beşiktaş denice aklıma tereddütsüz sayacağım bu 11 geliyorsa; bu ürünü ortaya koyan adamın ismidir cevap: Gordon Milne.

—Bir kitap tavsiye edecek olsan?

Muhabbetin bu noktasına kadar sabırla okuyan bir insan, öncelikle iyi bir futbolsever olsa gerek :) O yüzden, bir futbol kitabının adını vermek isterim. Sevgili Noatsamisa’nın vakti zamanında hediye ettiği “Inverting the Pyramid: The History of Football Tactics”, meraklısı için çok farklı bir eserdir… 1930 FA Cup finalinde, Arsenal’e karşı 2-3-5 oynayan çılgın Huddersfield’ler falan… :)

—Dinlediğinde iste Beşiktaş dediğin bir şarkı?

U2 – With or Without You

Sonkartallar blogu olarak bu güzel sohbet için Mustafa Demirtaş'a (Cartalete) teşekkür ediyoruz.


31 Ekim 2011 Pazartesi

Reçete; Uzak Forvet Holosko

Takım son 6 günde hemen hemen aynı kadroyla çıktığı 3 maçtan 7 puanla ayrıldı, kağıt üzerinde başarılı bir performans gözüküyor fakat sahada oynanılan futbolla taraftarı her maç dokuz doğurtan bir takım gerçeği var. Bu sezon koltuğa şöyle uzanıp hangi maçı keyifle izledik? Ben mesela artık son dakikaları izleyemez oldum, çünkü her an gol yiyecekmişiz gibi oynuyoruz, çok kolay pozisyon verip, topu yönlendiren takım olamıyoruz, genelde rakibi bozup çabuk ileri çıkmak gibi bir felsefemiz var, bunda da ne kadar başarılı olduğumuz pozisyona girip kaçırdığımız gollerle belli oluyor. Sakinlik problemimiz var, bu açık, Beşiktaş ligin açık ara en basit gollerini kaçıran ekibi konumunda, ligin başından beri özellikle 1-0 öne geçtiğimiz maçları bir hatırlayın, teorik olarak maç tam bizim istediğimiz kıvama geliyor fakat rakibi 3'e 1, 4'e 2 yakaladığımız pozisyonlarda ikinci golü bir türlü bulamıyoruz.


Bunda oyuncu yapısının büyük önemi var, Quaresma golü düşünen bir oyuncu değil zaten, bugünden örnek verecek olursak ilk yarıda soldan aldığı topla muhteşem uzadı rakip stoperi yere yatırdı vuruş açısını buldu sağ köşeye bir plase ile golü bulacak ama o yerde yatan rakibin belini kırmakla meşgul ve heba olan net bir pozisyon.. Veli çok coşkulu heyecanlı gidiyor geliyor, savaşıyor fakat rakip kale önünde çok telaşlı, bugün iki kere erken şut seçimleri yüzünden pozisyonları heba etti ki biraz sakin olsa maçın yıldızı olacak, şuana kadar çizdiği imaj bal yapmayan arı.. Fakat takımın onun enerjisine ihtiyacı olduğu bir gerçek, takıma kişilik kazandıran futbolcuların başında geliyor.. Ernst eskisi kadar rakip kale civarlarında bulunmuyor, muhtemelen hocanın direktifi yoksa bildiğimiz Ernst rakibi zorlayan bir ortasaha oyuncusu. O'nun eski rolünü Necip oynuyor, fakat mümkünse şut atmayı sıfırdan öğrenmeli, topun o kadar çok dibine vuruyor ki bugün ikinci yarıda önü bomboş olmasına rağmen topu Dolmabahçe Sarayına atıp muhtemelen oradan geçen bir vatandaşı sevindirdi... Artık takımın ilk 11 oyuncusu, 3 sezondur forma şansı buluyor ve gol katkısı neredeyse sıfır, gol katkısını geçelim asistçi de değil, 3 tane savaşan ortsaha çok güzel fakat Beşiktaş'ın gol rakamlarının artması için Veli, Ernst ve Necip'in süpriz koşularla, şutlarla, asistleriyle ön plana çıkmaları gerekiyor, yoksa şuanda olduğu gibi Quaresma'nin sihirli asistlerine ihtiyacımız var..

Aslında golü bulmak için reçete hazır bence bu maçta Carvalhal'de bunu gördü, reçetenin adı "uzak forvet Holosko". Şimdiye kadar iki golü var, ilkini hatırlayalım, Bursa deplasmanı Ismail orta sahadan aynı Old Trafford'ta yaptığı gibi çapraz kesiyor uyuyan defansın arkasına Holosko giriyor ve zor olan ama kolay gözüken golü yapıyor.. Bugünkü maçta Almeida çıkıyor Holosko sağa geçip Pektemek merkeze geçiyor, Quaresma beki çalımlayıp ortalıyor Pektemek geç kalıyor fakat orada uzak forvetin Türkiye'deki açılımı var "Holosko" müthiş bir koşu ile forveti ikiliyor ve zor olanı yine kolay gösteriyor..

Simao ve Quaresma'nin aynı anda sahada olduğu anlarda böyle bir golü görebilmemiz için ancak Necip ve Veli'nin ortasahadan gelip forveti ikilemeleri gerekiyor, aslında Veli bunu yapmaya çalışıyor fakat golcü değil, bugün Almeida ilk yarıda Velinin önüne göğsüyle muhteşem indirdi fakat Veli topun dibine stoper gibi girdi.. Hal böyle olunca "golcü uzak forvet" Beşiktaş için hayati önem taşıyor, sanıyorum Bebe bu sezon olsaydı şuanda en golcü oyuncumuz konumunda olacaktı, ne yazık ki sakatlandı, elimizde aslına Burak Kaplan ve Mehmet Akyüz gibi uzak forvet tanımına uyan oyuncular var fakat Carlos hoca bir türlü şans tanımadı onlara, özellikle Burak'ın A2 maçında yıldızlaştığını duydukça gelecek adına umutlanıyorum fakat A takımın maçları devamlı git gelli oluyor ve Carvalhal bu genç isimlere fazla güvenemiyor olacak ki dibinden ayırmıyor Burakla Mehmeti..

Burak ve Mehmet belki süpriz isimler, hoca fazla risk almak istemiyorsa o zaman muhakkak Holosko'ya sarılmalı, Quaresma veya Simao'dan birine kulübenin yolunu göstermeli, yapılan bütün ortalar forvet desteklenmediği için ya rakip stopre ya da kaleciye gidiyor, arada Almeida şam'da kayısı hesabına bir top alıyor onda da yalnız kaldığı için 4 stoperin arasından sihir bekliyoruz..

Zamanında Burak ve Koray'ı gözden çıkarabilecek kadar istediğimiz Holosko'ya hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyuyoruz, umarım Carvalhal bu ihtiyacı görmüştür, hafta içi Kiev maçında merkez forvette Almeida, hemen arkasında Simao ve kanatlarda Quaresma, Holosko'yu bekliyorum, maç zaten ya herro ya merro şeklinde geçecek. Beşiktaş'ın kadrosu bu lig için yeterli, dışarıda bekleyen Guti, Fernandes bu ligin üstünde oyuncular, onlarsız kaybetmemeye devam ediyoruz, iyi bir Guti ve Fernandes, uzak forvet Holosko, sağlıklı Pektemek Almeida rotasyonu ile ligi sürklase edebiliriz. Artık seri galibiyetler yakalamanın zamanı geldi diye düşünüyorum, sahi ya 4 maç üst üste kazanmayalı kaç sene oldu?