29 Haziran 2011 Çarşamba

Bir Kardelendi Schuster

Sezon oncesi ilk hazirliklar Umraniyede baslamis durumda, gecen yildan farkli olarak bu sene yildizsiz, gurultusuz, patirtisiz bir baslangic oldu.. Hatta havalaninin kadrolu saksakcilari bile mesaiyi birakmis durumdalar... Her sezon oncesi duydugum heyecani acikcasi bu sene duymuyorum,yeni sezondan fazla bir beklentim de yok acikcasi.. Yapilan transferlerden dolayi mi? Hic degil.. Hatta Mustafa Pektemek ve Veli Kavlagin bize uzun yillar hizmet edecegini dusunuyorum.. Ama bir seyler var kafami kurcalayan, icimdeki o eski heyecani alip goturen..




Guti, Quaresma ve tayfasi tesrif etmemisler henuz.. Ben de olsam etmezdim zaten.. Niye etsinler ki? Hesap soran mi var? Ceza kesen mi var? Oynamama korkulari mi var? Taraftardan cekindikleri oldu mu hic? Teknik Direktorden biraz olsun cekiniyorlar mi? Adam tatilini birakip niye gelsin? Bana biri mantikli bir aciklama yapsin lutfen...



Malesef Kulup Baskanimiz olan sahisa Guti ile ilgi soru soruluyor verdigi cevap kahvehane mudevimleri tarzinda "Guti'nin cok buyuk reklami oluyor"... Simdi Kulubumun baskani yesil sahayi birakmis kuse kagitlarda birinci olmak icin yarisiyorsa ben nasil gelecek sezonlardan umutlu ve iyimser olabilirim ki?



Uzun suredir yazmiyorum, kimsenin de umrunda degil zaten, olmasin da boyle daha iyi.. Ben cogu kisini yaptigi gibi bloglar yasaklandiginda birakmadim yazmayi, Schuster bu takimdan gittiginde, yurdumun tipik insani "bizi satti Atletico'ya gidecek" dediginde, satilmis kalemler agizlarindan salyalar akarak Schuster'in kisiligine hakaret etmeye basladiginda biraktim buraya yazmayi.. Cunku o varken biraz olsun umudum vardi.. Cunku bir seyler yapiyordu o cilgin adam... Kimsenin adami degildi, kendi bildigini okuyordu, bizler gibi koyun olmayi red ettigi icin medyada kellesini isteniyordu, kimsenin dostu degildi, kimseye sirin gozukmek gibi bir derdi de hic olmadi, hatta bizim o "afacan" muhabirlere munasip yerini gostererek kimseyle iyi gecinmek gibi bir derdinin olmadigini da acik acik gosterdi.. Ama o bizi tanimiyordu...



Medyanin koyunlari oldugumuz gercegini o zamanlar kavrayamamisti, belki de kavramisti fakat hayati boyunca oldugu gibi birak daginik kalsin davasindaydi... Biz medya bize ne veriyorsa onu dogru bilen bireyleriz, haber uzerine yorum yapmak hatta dusunmek gibi kotu aliskanliklarimiz olmadi hic.. Ne dedilerse inandik, o sezon basinda cok sevdigimiz guvendigimiz Schuster, sezon sonuna dogru tu kaka olmustu, oysa sezon basinda tum camianin dilinden tek bir sey dusuyordu "biz gelecegin Besiktas'ini kuruyoruz"... Herkes inanmisti buna.. Kimsenin sampiyonluk gibi bir derdi yoktu baslarda, fakat haftalar ilerledikce medyanin once methiyeleriyle Besiktas'i bir guzel sisirdik, sampiyonlugun en buyuk adaylarindan biri yaptik sonrasinda devre arasinda yaptigimiz transferlerle bir anda 17 de17 gibi tarihin en guzel komplo teorisinin icine baliklama daldik, bir delinin attigi tasin pesinden hep beraber kuyuya baliklama daldik.. Schutser haric... Fakat muthis plan tutmustu IBB maciyla herkes daldigi uykudan uyandi...




Ben ve bazi arkadaslar gecen sezon Schuster'in kellesi istenirken kendi capimizda O gitmesin diye kendimizi parcaliyorduk, gordugumuz her mecrada nedenlerini anlatiyorduk, o zaman belki tam olarak anlatamadik derdimizi ama bugun cok da guzel anlatirim...



Biz degil miyiz her sezon istikrar diyen, plan program, gelecek, genc futbolcular yetissin, altyapiya onem verilsin, hocamiz medyanin maymunu olmasin, baskan ya da bir baskasi isine karistiginda sen isine bak diyebilsin, muhabirler cin olmadan seytan carpmaya calisirken muhabiri dogduguna bin pisman edebilecek bir Hocamiz olsun diyen... iste o Schuster dogru adamdi.. En azindan bir karakteri vardi odun vermeyecegi, bir oyun sistemi vardi ve cesurdu, maglubiyet alsa da dansoz gibi kivirmayarak uzerine daha cok gidecegi cagin en cok cazip gorulen modern bir sistemin pesinden kosuyordu bu adam... Ve bizde daha ilk ayda zevkten 4 kose oluyorduk o takimi izlerken.. Ama kendi camiasi disinda herkes nefret ediyordu ondan cunku bizlerin ulasilamayacagi bir ufku vardi, rahatti o bakimdan.. Bir kardelen gibi korumamiz gerekirken onu "digerlerinin" galeyanina gelip kokuyle beraber sokup attik, oysa daha yeni yeni filizlerini vermeye baslamisti...



Neden Schuster gitmesin diyorduk? Cunku Tayfur gibi koltuk meraklisi adamlar gelmesin, takimdan cok kendisini dusunen capsiz insanlar o makama oturmasin, bir Turkiye kupasi ve en fazla 6 aylik Besiktas hocaligi icin bir dolu gencin gelecekleri yok edilmesin, bir oyun sistemimiz olsun, futbolculara taviz verilmesin, futbol takimi capsiz baskanin kuklasi olmasin diye Schuster gitmesin diyorduk...


Schuster'le devam edelim guzel gunler gorecegiz dedik, dediniz peki ne yaptiniz, ne yaptik? Hep beraber once ipe gonderdiniz sonra astiniz, daha sonra adam gibi gitmesini bilen bir adamin arkasindan yas bile tutmamizi engelediniz, yok Atletco Madrid'e gidecek dediniz, yok baska takimlarla gorusuyormus diye yazdiniz, zamaninda cekip gitmesini bilen bir adama alisik olmadiginiz icin o icinizdeki zehri doktunuz, herkesi kendiniz, cevrenizdikler gibi firsatci, capsiz, karaktersiz zannettiniz... O gitti.. Besiktas duzluge cikti, Turkiye kupasini kazandi... Ama o kupa bizim 10 yilimizi aldi goturdu belki daha fazlasini...


Bir tane Teknik Direktorumuz olsun bizimle 3 yil calissin istedik, ilk 2 sene sampiyon olmasin ama takim bizi heyecanlandirsin istedik, takimin bir karakteri olsun istedik, namimiza yakisir "Kara Kartallar" gibi saldiran bir takim istedik, hatta bulmustuk da onu ama izin vermediniz.. Ben bu yeni sezon oncesi hic ama hic heyecanlanmiyorum, belki de bir daha hic eskisi gibi heyecanlanamayacagim sezon onceleri, umarim onumuzdeki sezon Inonudeki Bursa macinda gole sevindigim gibi sevinebilirim baska gollere ya da yedek kulubesi o kadar icten sevinebilir attigimiz gollere.. Kardeleni sokup attiniz icine bir kaktus yerlestirdiniz, simdi Filizleri bekleme zamani.. Umarim Tayfur hoca 1 sezon bu takimda kalir ki hic sanmiyorum, kendi gelecegi icin Besiktas'in gelecegini hice sayanlar orayi zaten hak etmiyor...

27 Haziran 2011 Pazartesi

Dallas'tan Gol Haberi var 2-2



Yanlis anonsu duydum da yanlis ilani daha once hic duymamistim.. Macy magazasi Miami'nin sampiyonlugundan o kadar eminmis ki final serisinde durum 3-2 Dallas'in lehineyken ve 6. mac arifesinde bu talihsiz ilani bastirmis, 6. mactan sonraki sabah Miami sehri sakinleri gazetelerini actiginda ufak bir dumur olmuslardir sanirim..

Neymar Real Madrid'te



Mourinho dunyada esi benzeri olmayan bir adam, meslektaslari arasinda en marjinali, karizmasiyla milyon dolarlik futbolculari etkisi altina alabilen, onlara bir arkadas gibi davranip aradaki mesafeyi de hic bir zaman kaybetmeyen birisi..


Futbolun dunyada bir marka degeri varsa eger bu adam o degeri her aciklamasiyla daha da yukarilara cekiyor. Isin show business kismi hakkinda meslektaslarina seminer verecek kadar biliyor bu isi. Her adimi olay, her sozu sansasyon yaratiyor.. Kimisi nefret ediyor kimisi tapiyor, ortasi yok..


Perez onu bir tek sey icin transfer etti, Barca'nin hukmune son vermesi icin, bunu yapmasi icin en buyuk iki sart Sampiyonlar Ligi ve La Liga sampiyonluklari.. Isi hic kolay degil..


Gecen yil kazanilan Kral kupasi Real taraftarini memnun etmedi, sebebi oynanan futbol.. Daha iyisini yapmasi gerekiyor Mourinho'nun.. Barca ile kafa kafaya oynayabilecek bir Madrid yaratmasini istiyor Madristalilar..


Bir de Neymar diye bir cocuk var.. Daha 19 yasinda, henuz cocuk yasta olmasina ragmen ismini kulaklarimiza asina etmis durumda.. Oynadigi futbol kadar yaptigi hareketler, sac imaji, demecleri de olay olan bir cocuk.. Avrupanin devleri pesinde Neymar'in.. Bu yaz transferi doneminde batiya dogru yola cikacagi kesin ama kime? Bu soruyu bir hafta once sorsalar yanit veremezdim.. Simdi net olarak verebilirim, Neymar Real Madrid'e gider...


Nedeni?


Messi'yi kastederek; dunyanin en iyisi olmak icin Avrupada futbol oynamaniza gerek yok, soylemidir.. Mourinho ariza adam ve kendi gibi adamlari sever, futbolcunun teknik kapasitesine onem verdigi kadar kisilige de bir o kadar onem verir, Nuri transferi buna bir ornektir, Mourinho Nuri'yi lider oldugu icin transfer etti, onu ortasahanin beyni yapacak.. Nuri'de tanridan gelen ozelliklerini en iyi sekilde kullanacak, eger o ozellikler sahaya yansirsa Xavi'nin veliahtini hic uzakta aramaya gerek yok.. Neymar hikayesi ise bambaska... Mourinho onu dunyanin en iyisi yapmak icin istiyor, buna dogru orantili olarak Real Madrid'i en buyuk yapmak icin istiyor.. Neymar'da ki kazanma hirsini gordugu icin Real Madrid Neymar'i alir..


Neymar'in sivri demecinden sonra Real Madrid'in ertesi gun Santos'a 45 milyon dolarlik bir teklifle gitmesi tesaduf degil... Mourinho bu cocugu Madrid'de gormek istiyor. Belki de motivasyonu cok kolay olacagi icin O'nu istiyor. El Classico macindan once Mourinho'dan soyle bir motivasyon konusmasi bekliyorum


Mourinho: Dunyanin en iyisi olmak istiyor musun? Iste firsat cik ve goster herkese...

20 Haziran 2011 Pazartesi

Neredesiniz?

Uzun zamandir hic bir sey yazmiyorum buraya, yazacak cok sey var aslinda ama erken umutsuluga kapilmamak icin bekliyordum, bir nevi kendi kendimi avutuyordum, gormemezlikten geliyordum.. Futbol subesini bir Ispanyola kaptiran sanli Besiktas'imiz, bugun de Basketbol takiminin en degerli yerli oyuncusunu Galatasaray'i kaptirmis bulunmakta... Diger basketbolcularimiz noter esliginde meslektaslari sezon yorgunlugunu atarken top surmekteler.. Besiktas'in adini hic kimse bu kadar yerlerde surundurmemisti... Tamam hadi anladik taraftar super yildizlarla afyonlandi peki nerde bu zamaninda mangalda kul birakmayan muhalefet? Nerede bu ulkenin spor medyasi? Koskoca Besiktas'in bir tane seveni yokmus, onu da daha yeni anliyoruz, umarim her sey gec olmadan birisi bizi bu batakliktan cikarir, her sey cok gec olmadan...



3 Haziran 2011 Cuma

Mehmet Akyüz Transferi Üzerine




Beşiktaş bugün ikindi saatlerinde Tki Tavşanlı Linyitspor'un golcüsü Mehmet Akyüz'ün transferi için görüşmelere başladığını borsaya bildirdi.

Tavşanlı'ya geldiğinden beri kendisini tribünden,tvden,medyadan takip etmiş bir Tavşanlılı olarak Akyüz hakkında gözlemlediklerimi ve kendisine Beşiktaş kapılarını açan meziyetlerine değinmek istedim.

Derinlemesine bir analiz şeklinde ele almaktansa twitter üzerinden Mehmet Akyüz konusunda bana sorulanlar ve kendisi hakkında konuşulanlar üzerinden kendisini tanıtmaya çalışalım.

Sadece Tavşanlı'daki üstün performansıyla adından söz ettirmiş bi futbolcu , Tavşanlı'dan önce neredeydi bu adam ?

Sakaryaspor altyapısından çıktıktan sonra büyük umutlarla Gençlerbirliği'ne transfer oldu ,patlama yapması beklenirken sakatlıklardan bir türlü kurtulamadı sonrasında kiralık olarak Sakaryaspor, Şanlıurfaspor ve Hacettepe'ye gönderildi ancak hiçbirisinde başarılı olamadı, bu sezonun başında da Tki Tavşanlı Linyitspor bonservisiyle birlikte kendisini transfer etti.

Mehmet Akyüz ne yaptı ki bir sene içerisinde hemen Beşiktaş ve Galatasaray'ın transfer listesine girebildi?

Mehmet Akyüz'ün ne yaptığından önce başarılı olduğu Tki Tavşanlı Linyitspor'un mevcut durumunu değerlendirelim. 5 senede 4 klasman atlamış bir takım Tavşanlı Linyitspor , ve süper lig için play off oynayacak düzeye getiren futbolcuların çok büyük çoğunluğu amatörden beri bu takımda olan futbolcular , yani hücum gücü oldukça kısıtlı , neredeyse hücum gücü yok denecek kadar sınırlı bir takım Tavşanlı Lİnyitspor ve bu takımda 31 maçta 15 gol atabilmiş takımını play off'a taşıyabilmiş bir futbolcudan bahsediyoruz aynı zamanda geçen gün düzenlenen bankasya ödüllerinde yılın 11'ine seçilmiş bir oyuncudur Mehmet Akyüz.Bu yüzden Galatasaray ve Beşiktaş'ın transfer listesine girmesi şaşılacak bi durum değil. Sezon içerisinde Galatasaray Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın kendisini izlediğiyle ilgili birçok haber yazılmıştı.

Nasıl bi oyuncu bu ? Almeida gibi top indiren biri mi, golcülüğünden çok yaptığı asistlerle mi anılıyor ? Bu boyla top indirmesi ve kafa hakimiyeti dışında bir etkinliğinin olması pek muhtemel gözükmüyor.

Sanılanın aksine Mehmet Akyüz Almeida veya Carew gibi yanındaki futbolcuya top indiren , şişirme topları pozizyona çevirebilecek bir oyuncu değil ,bu şekilde algılanırsa tribünler tarafından ıslıklanması 3 maçı bulmaz, top kontrolü zayıftır ama geniş alanda çok etkilidir, ters çalımı çok iyi yapar , adam eksiltebilir ,çabuk süratlenir, duran topları çok iyi kullanır bunun yanında hava topu hakimiyeti ortalama bir forvetten hallicedir hatta bu konuda Nobre , Mehmet Akyüz'den öndedir bile diyebiliriz.




Almeida,Pektemek ve alınması muhtemel yeni yabancı forveti kesebilir mi ,yedek kalmayı sorun eder mi?

Mehmet Akyüz Tavşanlı Linyit gibi daha yeni yeni adı duyulmaya başlayan kulüpte bile olanca gücüyle çalışmış komplekssiz bir futbolcu , yani Beşiktaş gibi bir kulüpte yedek kalmanın bile kendisi için ayrıcalık olduğunu anlayabilecek bir oyuncu , o yüzden bunu dert etmeyecektir.

Eldeki yabancı futbolcuların ve Pektemek'İn öncelikli olarak oynatılacağını düşünüyorum,Mehmet Akyüz'ü ilk 11 oynatmaktan çok kadro derinliği için transfer ettiğimizi belli o yüzden diğer golcülerimizi dinlendireceğimiz haftalarda kendisini kullanacağımızı düşünüyorum ama Semih Şentürk kadar oynasa bile en az onun kadar gol atacağına inanıyorum ben.

Forvet arkası oynar mı?

Tek santrfor olarak oynadı tüm sezon boyunca Tavşanlı'da , o yüzden farklı mevkilerde nasıl performans sergileyeceğini kendisi bile bilmiyordur diye düşünüyorum , zaten Tayfur Havutçu'nun Akyüz'den böyle bir istekte bulunacağını zannetmiyorum.

Önümüzde bir Mehmet Batdal örneği var , sonu sence Batdal gibi olur mu ?

Mehmet Batdal Galatasaray'a transfer olduğunda üzerinde çok büyük yük vardı,kendisinden gol kralı olması takımı tek başına sürüklemesi bekleniyordu, Akyüz'de durum birazcık daha farklı, kendisinden şans bulduğunda beklenilen katkıyı yapması bekleniyor bu yüzden Batdal gibi kısa sürede hayalkırıklığı yaratan bir futbolcu olmayacağı görüşündeyim ayrıca yetenek olarak Batdal'dan çok daha iyi bir oyuncu Mehmet Akyüz.

Gol ortalaması ?

Tavşanlı'da oynadığı 31 maçta 15 gol attı Akyüz,başta da bahsettiğim gibi hücum gücü oldukça kısır olan bir takımda %50 gol oranı oldukça yüksek bir oran, kendisini besleyecek olan Quaresma , Guti ve Simao ile bu rakamı çok daha yukarıları çıkarması mümkün ama o şansı bulabileceğini sanmıyorum mevcut kadro düzenimiz sebebiyle.

Bu sezon bu adamla ilgili neler konuşuldu neler söylendi , rakip takım hoca ve oyuncuları neler söylüyor kendisiyle ilgili ?

Mehmet Akyüz bankasya'dan süper lige transfer olması muhtemel 3 adamdan birisi olarak görülüyordu , teknik adamların kendisiyle ilgili söyledikleri de nasıl bir oyuncu olduğunu gösterir nitelikte.

Güngören Belediyespor İdari Menajeri Yakip Şahintürk: ''TKI Tavşanlı Linyitpsor'a 3-1 yenildik ama rakip takımı değil, oyuncusu Mehmet Akyüz'ü yenemedik. Bu oyuncunun performansı üst düzeydeydi, sonucu da belirleyen isim oldu. Kendisini iyi biliyorduk ama buna rağmen tutamadık. Bireysel yeteneğiyle tek tabanca bizi yendi''




Son olarak

-Beklentileri çok yükseltmemeliyiz, Geçtiğimiz sezon Bankasya 11'ine seçilmiş Ersan Gülüm'ün performansını unutmamak gerek Mehmet Akyüz de yeterli şansı bulursa Beşiktaş için sezonun en faydalı transferlerinden biri olabilir.

-Düşmeme parolasıyla sezona başlamış takımı kaleci Oğuz Dağlaroğlu ile birlikte play off oynattığını unutmamak gerek. ( diğer futbolcuların da hakkını yemiyoruz tabi )

-Beşiktaş'a ''insan'' olarak yakışan bir futbolcudur. http://www.kutahyaninsesi.com/haber.asp?hb=480




Mehmet Akyüz'ün attığı goller , girdiği pozisyonlar , oyun stili ,Tavşanlı Linytspor teknik direktörü Reşit Akçay'ın kendisiyle ilgili söyledikleri , aylar önce transferi hakkında düşündükleri ,Tavşanlı halkı Mehmet Akyüz'le ilgili ne düşünüyor.







1 Mayıs 2011 Pazar

Futbolda Kaleciyle Bas Basa Kalmak

Besiktas Resmi Web Sitesinden alintidir;

61. dakikada santranın hemen sonrasında Simao Sabrosa, topla ceza sahasına girdi ve rakiplerini geçerek kaleci Aykut'la baş başa kaldı. Simao'nun güzel vuruşunda meşin yuvarlak ağlarla buluştu (2-0)...

19 Mart 2011 Cumartesi

Medyanın Şampiyonu



Takım olarak artık o kadar umutsuz bir vaka haline gelmişiz ki Ntvspor editörleri ilk 11'imizdeki oyuncuları ne forma numarasına göre sıralama zahmetinde bulunuyor ne de pozisyonlarına göre, Quaresma hayatında ilk defa sağ bek oluyor, Bobo orta sahanın içinde, Simao Forvet, Guti sol açıkta sansını deniyor.. Sezon başında medyanın 1 numaralı haber malzemesi, sezon bitmeden umursanmaz oldu, ötekileşti .. Karşımızdaki süssüz rakibin tüm oyuncuları yerli yerinde, onlar zahmete değer.. Devre arasında dünyada en çok araştırılan, haberi çıkan takım olduğumuz resmi ağızlardan ve kanallardan gerile gerile anlatıldı, bir de şu durumu anlatın da dinleyelim..

4 Mart 2011 Cuma

Osvaldo Nartallo ile Röportaj


Uzun zamandır peşinde olduğumuz röportajı en sonunda gerçekleştirdik. Aslında bunu bir-iki ay öncesinde yapmayı planlamıştık ama Nartallo'nun Facebook, ve Hotmail hesaplarındaki beklenmedik sorunlar yüzünden biraz gecikmelide olsa bu söyleşiyi bugün itibarı ile gerçekleştirmiş bulunuyoruz.

Gerek Türkiye, New York ve Arjantin ücgeninde gidip gelen soru ve cevap trafiği, gerekse bu soru cevap trafiğinin Türkçe, İngilizce ve İspanyolcadan birbirine çevirili olarak gerçekleştirilmesi sonucunda ufak tefekde olsa sürç-ü lisan etmiş olabiliriz, şimdiden affola. Sözü daha fazla uzatmadan Nartallo'ya bırakalım:


Beşiktaş forması altında hiç unutamadığı golü hangisiydi?

Benim için Beşiktaş forması ile attığım tüm goller önemliydi. Fakat 7-1’lik Trabzon maçındaki ilk golüm ve Fenere attığım tüm gollerin ayrı bir anlamı var.

Beşiktaş'a bir çok futbolcu gitti geldi, çoğu unutuldu ama Nartallo unutulmayanlardan bunun nedeni ne olabilir?

Doğrusu halen unutulmadığım için hem çok sevinçli hemde çok heyecanlıyım. Sanırım bunun sebebi Beşiktaş’ın renkleri uğruna tüm kalbimle mücadele etmem ve taraftarında bunu görmesi olabilir.

Hava alanında taraftarlar tarafından karşılandı mı?

Sadece bir kişi, kendisi Gordon’un tercümanıydı. Sanırım şimdi gelsem daha çok kişi karşılamaya gelir. (Gülüyor)

Beşiktaş'ta en çok hangi futbolcuyla arası iyiydi?

Fani Madida.

Yabancı bir futbolcu olarak Türkiye'de ne gibi zorluklar yaşadı?

Türkiyedeki herkes çok canayakın ve arkadaşçaydı, hiçbir zaman kendimi bir yabancı gibi hissetmedim.

İnönü'de yaşanmış unutamadığı bir anısı var mı?

Petrolofisine transfer olduktan sonra Beşiktaşla maç için İnönü’ye gelmiştik. Taraftarlar benim adımı haykırıp bana sahip çıkınca çok duygulanmıştım. Tarifi zor bir duygu çünkü hem unutulmadığım için çok sevinmiş hemde ait olduğum, istediğim takımda olamadığım için çok üzülmüğtüm.

Metin Ali Feyyaz deyince aklına ilk gelenler?

Beşiktaş’ın 3 efsanesi. (Yada Silahşörü demek istemiş, tam tercümesini yapamadık.)

Beşiktaş'ı takip edebiliyor mu?

Maç sonuçlarını takip ediyorum. Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerine yüklenmiş videolardanda hem taraftarı hemde takımı takip ediyorum.

Derbilerde bir başka oynuyordu, Fenerbahçe'yi boş geçmiyordu mesela, nedeni nedir?

Bir Beşiktaşlı oyuncu için hiçbir rakip diğerinden önemli değildir.

Türkiye'de Nartallo deyince akla ilk gelen şeylerden birisi saçları, saçlarını Petrolofisinde oynadığı dönemde kesmesinin nedeni neydi?

Aslında hiç de belli bir önemi yoktu, sadece canım istedi ve yaptım.

Rock'n Roll ile arası nasıl, saçlarının uzun olmasının nedeni bu müzik ve yaşam tarzı mı?

Bu tarz müzikle pek aram yok, saçımın uzun olmasının sebebi sadece hoşuma gitmesinden, başka bir sebebi yok.

Saçları yüzünden topu göremeyip goller kaçırdığı söyleniyor, bu bir şehir efsanesi mi yoksa saçları oyununu negatif yönde etkiliyor muydu?

Aslına bakarsanız uzun saçlı halimle çok daha fazla gollerim var. Kısa saçlı halde de pek çok kez gol kaçırmışlığım var. (Gülüyor)

Türkiye'ye geliyor mu, geliyorsa neler yapıyor?

Birgün mutlaka gelmek istiyorum, ne yazıkki son zamanlarda gelip ziyaret etme şansım olmadı.

Beşiktaş'ın bu sezon yaptığı transferler hakkında ne düşünüyor?

Hepsi de birbirinden mükemmel oyuncular.

Geçtiğimiz yıl Arjantin dünya kupasının favorilerindendi, fakat Almanya karşısında bozguna uğradılar, bunu neye bağlıyor?

Bana göre bunun çok da belirli bir sebebi yok. Klasik olarak söylersek bu futbolun ta kendisi, yani her zaman çok kaliteli oyuncularla hep kazanacaksınız diye bir kural yok.

Arjantinde hangi takımı tutuyor? Dünyada hangi takım?

Boca Juniors ve Beşiktaş!

Boca juniors ve River Plate eski güçlerinde değiler, Türkiye'de de durum 3 büyükler için aynı, bu konuda ne düşünüyor?

Son yıllarda tüm dünyada küçük diyebileceğimiz takımlar kendilerini baya geliştirdiler. Yani büyük takımlar gerilemiyor, ama küçük takımlar onlara yetişiyor diyebiliriz.

Messi mi Maradona mı?

İkiside.

Aimar mı Riquelme'mi?

Riquelme.

Boca Juniors mu River plate mi?

Boca.

Mourinho mu, Guardiola mı?

Nartallo! (Gülüyor)

Wenger mi, Ferguson mu?

Ferguson.

Bize şu an Arjantin'de oynayan ve keşfedilmemiş olan bir genç yetenek söyleyebilir mi?

Şu an 18 yaşında olan ve San Lorenzo’da top koşturan Matias Catalan’ı size örnek verebilirim. Kendisinin ileride çok daha yükseklerde olacağından hiç şüphem yok.

Delgado'da Beşiktaş taraftarının çok sevdiği bir isim, Delgado hakkında ne düşünüyor ve ülkede tanınan bir oyuncu mu?

Kendisini tanıma fırsatım malesef olmadı fakat bir Arjantinli oyuncunun Beşiktaş’ta kendisini geliştirmiş olması gerçektende gurur verici bir olay.

Futbolculuk kariyerini bitirdikten sonra neyle uğraştı? Şu anda ne işle meşgul?

Şu anda teknik direktörlük yapıyorum.

Arjantine gitsek bizi ağırlar mı? :)

Elbette, neden olmasın!

Son olarak biz Beşiktaşlılara herhangi bir mesajı var mı?

Hepinizi çok ama çok seviyorum. Herbiriniz daima kalbimde olacaksınız. Birgün Tanrı izin verirse İnönü’de tekrar sizlerle buluşmayı çok istiyorum. Çok yakın zamanda bir facebook hesabım ve çoğu Beşiktaşlı yaklaşık 5000 kişilik bir arkadaş listem vardı. Sebebini bilmediğim bir şekilde birileri hesabımı ele geçirdi ve bu hesabı kapatmak zorunda kaldım. Bu beni baya üzdü. Çok yakında kendi adıma bir websitesi kuracağım ve umarım orada yine hep beraber olacağız.

Çok teşekkürler Nartallo!

Ben teşekkür ederim.



Bu zor günlerde lütfen elinizi korkak alıştırmayın, aşağıdaki paylaş butonuna bir kere tıklayın...

25 Şubat 2011 Cuma

Yeni Beşiktaş

Bundan sonra oturup da hiç maç analizi falan yapmaya gerek yok artık. Olan oldu. Maçla ilgili birkaç güzel şey var, onlar da Necip, İsmail, Cenk. Bundan sonra bu isimlerin yanına Onur da katılsın, Schuster sevmese de Rıdvan da katılsın.

Rıdvan demişken... Ben şahsen Rıdvan'ın zaten çok iyi olduğunu düşünüyorum da kim Rıdvan'ın Erhan Güven'den kötü olduğunu söyleyebilir? Ya da Ekrem Dağ'dan kötü bir bek? Bu takımda Erhan Güven oynuyorsa, çok kritik bir derbi maçında çok kritik bir dakikada oyuna giriyorsa ve Rıdvan da bu olan biteni seyretmek zorunda kalıyorsa bir terslik var bu işte.

Bundan sonra tek bir dileğim var. Takımda fazlalık olan; fakat mecburiyetten oynatılan isimlere neşter vurulsun artık. Takımda yerleri yok. Bunların yerine "bizim çocuklar" oynasın. Kupa maçları da dahil. Unutmadan, Bobo da bizim çocuğumuz. Attırın şu imzayı artık, rahatlayalım.

Yukarıda zikretmediğim bir isim daha var: Ersan Adem Gülüm. Kötü bir tesadüf mü yoksa gerçek mi bilinmez; ama Ersan sakatlandıktan sonra takım bu hale geldi. Takım Ersan'ın bonservisi alınsın diye sabote edilmiş gibi. Eğer böyle bir şey olmuşsa ona bile razıyım. Yeter ki Ersan'ın bonservisi alınsın.

Konuyu döndürüp dolaştırıyorum. Fazla uzatmadan: Kaos ortamına girip de Beşiktaş'ın geleceği harcanmasın; tam tersine o geleceğe yatırım yapılsın bu saatten sonra.



Bir de unutmadan bir not: "Bir derdim var, bin dermana değişmem asla." Hani eğer Beşiktaş'tan soğuyacağımızı düşünenler varsa...

20 Şubat 2011 Pazar

Kazansak da Mağlup Olmuşuz Bir Kere

Bugün bir kaç bloga maçla ilgili olumlu yorumlarımı bırakmıştım.. Inanıyordum kazanacağımıza, dün de yazdığım gibi bu maça çok fazla ilgili gostermesekte o top santraya dikildiğinde kalpler daha hızlı çarpmaya başlayacak, belkide sadece budur Beşiktaşlı olmak, bu kadar basittir aslında, başka ne bizim kalbimizin hızla çarpmasına neden oluyorki? Sevdicegi ama gerçekten sevdiğin kisiyi her gördüğündeki gibi hissediyorsan Beşiktaş topu santraya koydgunda seviyorsun bu takımı demektir, bir sevgili gibi, aşkı doyumsuzca sonsuza dek yaşayacakmış gibi..



Sonra takımımı düşündüm, son bir aydır beni üzen bir takım vardı ama seviyordum iste.. Isterse yıllarca üzsün beni, ondan habersiz yapamıyordum.. Açtım baktım her yere neler oluyor diye.. Her zamanki gibiydi.. Bilinmezlik, nedensizlik, Sivok yok Bobo yok, Bobo Twitter'dan yarım Turkcesiyle bir şeyler anlatmaya çalışıyor, hem tebessüm ediyorum, hem ne olduğunun farkında değilim..


Sonra en güvenilir olması gereken siteyi açmak için tuşluyorum klavyeyi "bjk.com" resmi site mi? taraftar sitesi mi? diye soruyor açılan sayfa, resmi siteyi tikliyorum.. açılan sayfada çıkan fotoğraf bu...
Ne derbi heyecanı kalıyor, ne keyif, ne merak sadece nefret var, sinir, soğuma, uzaklaşma, hayal kırıklığına uğrama var..


Derbi öncesi sitenin açılış fotoğrafı 5 tane yanyana vesikalık gibi kelle fotoğraflarından oluşan, formaları bile aynı olmayan takım görüntüsünden uzak futbolcuların fotoğrafı.. Demek ki yaptığımız hatalardan bir gram ders almamışız.. Orada tek yumruk haline gelmiş futbolcuların fotoğrafını koyabilirsiniz, kadikoyde atılan golden sonra tribünlere doğru zafer çığlıkları atan fotoğrafları koyabilirsiniz oraya bir çok Beşiktaşı gerçek Beşiktaşı gösteren fotoğraf koyabilirsiniz ama sizin gibi vizyonsuz vizyon sahibi olan insanlar ancak bu kadar kötü bir derbi öncesi fotoğrafı hazırlayabilir.. iste bu vizyonsuzluktur Beşiktaşımı öldüren, Beşiktaşın ne olduğunu bilmeyenlerdir bu takımı her gün uçurumun kenarına sürükleyen, iste bu zihniyettir bir derbi maçı öncesinde bile sevgilimle arama giren, beni ondan uzaklaştıran tüm heyecanımı alan, bu nefret dolu yazıyı yazmama neden olan.. Hepinize yazıklar olsun diyorum.. alın yıldızlarınızı başınıza çalın, bırakın benim Beşiktaşımı..


Bu maç öncesi hala umudum vardı hatta emindim kazanacağımızdan, yukardaki amaçsız fotoğrafı görene kadar.. bu takımın bugün maç kazanması imkansızdır, nedeni bu fotoğraf değil belki ama bu fotoğrafı hazırlayan zihniyetin aşkımın Beşiktaşımın kanına bir virüs gibi girmiş olmasından, bu mikrobun takımın, aşkımın tüm vücudunu rehin almış olmasından.. Kurtarmaya çalışsak bırakmam diyor, daha sıkı sarılıyor Beşiktaşıma, dayanamıyorum.. Bu maçı kazansak Beşiktaşı kaybetmek var diyor gönlüm.. Karşı çıkamıyorum..

Beşiktaş - Fenerbahçe Nostalji









En sondaki maçta o golden sonra evde büyük bir sevinç, elinde darbukayla evin içinde koşup duran bir çocuk vardı. Bu maçtan sonra da olsun.

Fenerbahçe'ye Attığımız Unutulmaz Goller

Yarınki derbi öncesi son yıllarda hiç olmadığımız kadar tepkisiz kaldık, elbette o top santraya koyulduğunda yine kalp atışlarımız hızlanacak, siyah beyaz formayı giyen adamlar için kalplerimiz çarpacak, kalemize doğru gelen toplarda nefeslerimizi tutacağız, golümüzü attığımızda yine haykıracağız, koltuktan düşeceğiz.. Biraz geriye gidip bu formanın bizlere neler sunduğunu hatırlayalım, elbette herkesin o gollerde ayrı bir anısı canlanacaktır, ortak olan tek şey o anda tek ses tek yürek olduğumuz...


Fener zenci sever mi? Sevmez diyemem.. Gol öncesinde Carew gibi uzun boylu bir adamın Lucio'nun belini vücud çalımıyla kırması golden daha çok aklımda kaldı benim, son vuruş ta harikaydı tabii.. Golden sonra Carew'in sevinci maça ne kadar motive ve konsantre olduğunu gösteriyor.

Bu gol olduğunda oturduğu yerden fırlamayan yoktur sanırım, Delinho'nun sağ ayağı ile yaptığı ortaya topun gelişine müthiş vuran Fink 1-0 öne geçirmişti bizi, 3-0 lık galibiyet yolunda kilidi açan isimdi, o gitti akıllarda mücadeleci kişiliği ve bu muhteşem gol kaldı akıllarda..


Son şampiyon olduğumuz sezon kritik bir maça çıkmıştık, Fenerbahçe'nin ligde hiç bir hedefi kalmamıştı, kadrolarında eksikler o kadar fazlaydıki Gökhan Gönül stoper oynamak durumunda kalmıştı, maç başladı şapkadan tavşan çıktı 2-0 geriye düştük, şampiyonluk gidiyordu resmen, bir kişinin isyan etmesi gerekiyordu, Holosko etti.. Topun direğe çarptıktan sonra çıkardığı ses hangimizi mest etmemişti? O gol maçı kazanmamıza yetmedi ama biz yine de şampiyon olduk, Holosko o maçta attığı golle form tuttu ve kalan haftalarda müthiş bir performans gösterdi..


Bu maç çok dramatik olmuştu bizler için, 1-0 geriye düşmüş skoru dengelemek için şuursuzca saldırıyorduk Fener kalesine, kazanılan frikikte topun başına Kleberson geçiyor ve yaradana sığınarak vuruyordu, top direkte patlayıp içeri giriyor Kleberson kollarıyla kanatlanıyordu tabii bizlerde.. Aradan1 dakika geçtikten sonra sevincimiz Tuncay'ın attığı golle kursağımızda kalıyordu.. Ama atılan gol maçtan daha çok hatırlanacaktı..


Sene 1996, Beşiktaş tarihinin en iyi takımlarından birisine sahipti, kadroda kimler yoktu ki, Sergen, Amokachi, Ertuğrul, Şifo, Alpay, Oktay gibi dönemin harika yetenekleri formamız altında mücadele ediyordu.. Kulübede Beşiktaş'ın evladı efsane kaleci Rasim Kara vardı, maç deplasmanda Kadiköy'de, 90 dakika golsüz geçiliyor uzatmalarda frikik kazanılıyor Rahim topu Sergen'e açıyor Sergen topu Boliç'li Okocha'lı Fenerbahçe barajının üstünden klas bir plaseyle 90'a doğru gönderiyor, genç Rüştü topu çıkarmak iiçn direklere vuruyor fakat top içeri girmekte tereddüt etmiyordu... Zafer Beşiktaş'ın oluyordu..


Türkiye kupası final maçı, yer İzmir, maçtan saatler önce tribünlerde sarı lacivertli formalar ağırlıkta, maç saatine yaklaşıldıkça stadta hem siyah beyazlı renkler artmaya hem de yükselen tezahüratlarda Beşiktaş'ın sesi Fenerbahçeli tribünleri bastırdığı görülüyordu, Beşiktaşlıların maça geç gelme nedeni; işçi sınıfı Beşiktaşlı'ların iş yerlerinden paydos sonrası stada akın etmeleri olarak anlaşılıyordu.. Maç başlıyor karşılıklı birer gol atılıyordu, Bobo topu alıyor düzeltiyor sonrasında spikerini dinlemiyor ve ondan beklenmedik mermi gibi bir şut çıkartıyordu.. Top filelere vurduğunda İzmir sallanıyor, maç sonu kupayı Siyah Beyazlı çocuklar kaldırıyordu, 1 ay sonra da lig kupası geliyor ve çifte kupalı Beşiktaş tarihe geçiyordu..


Beşiktaş'ın Kadıköy'de yenilmez olduğu yıllar, maç 0-0 lık eşitlikle devam ederken 54. dakikada Beşiktaş bir frikik kazanıyor, topun başına Sergen geçiyor ve kameralar Sergen'in vuruştan önce yüzüne zoom yapıyor, o anda görülen Sergen'in atış öncesi hangi köşeye vuracağını düşünen mimikleri dikkati çekiyor, Sergen vuracağı köşeyi seçiyor ve topa doğru gelip yine o klasik plasesini yapıştırıyor, top ve kaleci ayrı köşelerde..



Bu videoya hala yorum yapma cesareti gösteremiyorum çünkü hala heyecanlanıyorum bu video burada gönüllerin birincisi olarak klasın, dokunulmasın ona..

19 Şubat 2011 Cumartesi

Beşiktaş'ın Takım Kimyası




Kadro istikrarı, oyuncuların uyumu, beraber oynama alışkanlıkları ile ilgili bir post atmayı düşünüyordum, google da kadromuzun resimlerini biraz arattırdım, ortaya bu kadrolar çıktı, sadece bu kadroları post halinde atıp ilginç yorumlarınızı bekleyebilirdim fakat bu kadrolar üzerine o kadar çok konuşulacak şey var ki bu zevki sadece size bırakmak istemedim açıkçası..

Ben sadece maçlara çıktığımız 7 tane ayrı kaptan saydım toplam 16 fotoğraf içerisinden... Deli İbo'nun gidişi sonrası bu rakam daha da artacaktır muhtemelen, büyük ihtimale sadece şuana kadar bir sezonda en çok değişik kaptanla maça çıkma rekorunu kırmış bulunuyoruz.. Nerede o Rıza'nın arkasında beklemekten dolayı yıllarca kaptan olmayı ümitsizce beklemiş Aliler'in Feyyazlar'ın dönemi..

İbrahim Üzülmez ve Toraman'ında bir tane fotoğrafta dahi yan yana gelmemeleri dikkatimden kaçmadı değil..Açıkçası fotoğrafları karşılaştırıp iki tane aynı 11'le maça çıkmışlığımız var mı ona bakmadım ama çok fazla şans vermiyorum, bulan varsa bildirsin.. Görüntü itibariyle kadrodaki herkes forma şansı bulmuş, kaleciler dahil.. Yani kadroda ben olsaydım ben de forma şansı bulacaktım, o derece bir sirkülasyon oldu bu sezon, hatta tam sezon değil yarım sezonda..

İkinci yarıya ait pek fazla fotoğraf bulamadım fakat aşağı yukarı kadronun ne olduğunu biliyoruz, yeni transferlerden yeri garanti olan tek futbolcunun ismi Simao, dün oynanan maçla beraber Almeida yerini Bobo'ya devretti.. Fernandes ligde yabancı kontenjanına, avrupada prosedüre takılan isimlerden, ondan beklediğimiz verimi alamıyoruz..

Peki o zaman devre arası transferlerinden beklediğimiz verimi aldık mı? Kağıt üzerinde müthiş gözüken bu isimlerle ilk yarıya oranla neden daha başarılı olamıyoruz? Oysa Ersnt'e alternatif olarak Fernandes'i Bobo'ya alternatif olarak Almeida tranferleri yaptık, bu takım ileri gitmek yerine neden geriye gidiyor? Cevap basit, kadro istikrarı.

İlk yarı itibariyle en çok süre alan, hemen her maçta görev alan, en istikrarlı oyuncumuzun yerine transfer yaptık biz.. Hem Ernst'i kaybettik hem de Fernandes'ten tam olarak verim alamadık, çünkü bu iki isim ortalama olarak birbirine yakın olan isimler, ikisine de forma şansı verme zorunluluğu var, birisi oynasa diğerine haksızlık oluyor, öbürü oynamasa hocaya küsüyor.. Bu durumda ilk yarı boyunca hatta son 2.5 yıllık periyotta ortalama 10 üzerinden 8'lik performans gösteren Ernst'ten biz ikinci yarı itibariyle 5'lik performans dahi alamadık.. Fernandes zira ilk 11 oyuncusu olduğunu geldiğinden beri hissedemedi.. Kadronuzda genç tecrübesiz ortasaha oyuncuları olsa ve her maç ilk 11 çıkıp 90 dakika boyunca sahada kalan bir Fernandes olsa o vakit Fernandes'in performansını katlama şansınız var fakat mevcut durumda Fernandes'ten tam anlamıyla verim almanız imkansız.

İlk yarı itibariyle takımın en golcüsünün, hatta son 4-5 yılın en golcü isminin, takımın en formda olan golcüsünün, ilk yarı boyunca tartışmasız bir numaralı forvetimizin yerine transfer yaptık biz.. Almeida geldiği gibi takımdan bıçak gibi kesilen bir Bobo var.. Sonuç ortada, ilk yarının en çok gol pozisyonuna giren Beşiktaş yerini pozisyon bulmakta sıkıntı çeken Beşiktaş'a bıraktı.. Üstüne Bobo ile ilk yarı boyunca muhteşem uyum içerisindeki Quaresma ile aralarına bir anda kara kedi sokuldu, Quaresma bencil oyunu nedeniyle eleştirildi, Almeida Beşiktaş'ın gol yükünü çekemedi ve 1 ay içerisinde en kritik maçta yerini Bobo'ya kaptırdı. Bobo'nun kafası rahat olmadığı için istenilen performansı gösteremedi..

Peki neyi yanlış yaptık? Oturmaya meyil etmiş kadronun en önemli iskelet oyuncularını söküp attık ve yerlerine gelen oyunculardan hadi muhteşem bir kadro kurduk şimdi güzel güzel oynayın dedik.. Oysa gelen Almeida'yı ve Fernandes'i önce rotasyon içinde yedekte bekletip daha sonrasında yavaş yavaş ilk 11 e monte etmek gibi bir fırsatı kullanamadık.. Bunu yapmak yerine önce ilk yarı boyunca yükümüzü çeken oyuncularımızı bir anda kadrodan keserek küstürdük sonrasında onlardan bizi tekrar omuzlarına almalarını bekledik, olmadı tabii. hiç bir zaman da olmaz...

Dillerimize pelesenk olmuş istikrarı, uyumu, takımdaşlığı yine uygulamaya geçirmekten aciz davrandık.. 3 yıl beraber oynamış kalburüstü oyunculardan oluşan takımı yeni transfer edilmiş kalburüstü oyunculara tercih ettik.. Takımın işlemeye başlamış olan dişlilerini alıp yerlerine ne olacağı belli olmayan çarklar yerleştirdik..

Peki Simao geldiği gün itibariyle nasıl bu kadar takımda hiç sırıtmadan oynuyor? Cevabı 27-28 kişilik futbol kadromuzda Quaresma'dan hariç bir kanat oyuncusunun olmayışıydı.. Bugün Beşiktaş kadrosu bir kanat oyuncusunu daha kaldırabilir fakat yıldız diye tabir edilen bir ortasaha oyuncusuna yer yok bu kadroda, yoktu.. Guti'nin alternatifi olarak onun çapında bir yıldız transferi takımın ahengini ne kadar bozacaksa Fernandes ve Almeida transferleri forvet ve ortasaha rostasyonunu bozmuştur..

Önemli olan transfer ettiğiniz oyuncuların isimlerinden, kariyerlerinden çok kadronun ahengine uyup uymayacağıdır.. Bundan iki yıl önce Yusuf ve Ernst transferlerinin o dönemdeki ortasahasız Beşiktaş'a nasıl merhem olduğunu hatırlayalım. İki transfer gerçekleştiği anda Defansif ortasaha oynayan Toraman kendi bölgesi olan stopere geçmiş, Yusuf yaratıcı ortasaha eksikliği çeken Beşiktaş'a yedekten katkı yaparak 34 yaşında merhem olmuştu.. O iki isim sezon sonunda şampiyonluğu getirmişti..

Bugün önümüzde Barcelona örneği var, ilk 11'ine baktığınızda tartışmasız dünyanın en iyi ilk 11'i, fakat dönüp yedek kulübesine baktığınızda La Liga'da bir çok kulüpte ilk 11 de forma şansı bulamayacak isimlerle dolu.. Manchester City'e baktığınızda yedekleri Manchester United'da Arsenal'da banko oynayacak isimlere dolu, her biri elit statüde oyuncular fakat bu durum onların saha içinde 'takım' olma olgusunu öldürüyor.. Bugün Dzeko yedekte beklerse yarın sahaya son 15 dakika onu oyuna sürdüğünüzde hiç bir zaman size gerçek Dzeko'nun performansını gösteremeyecektir çünkü yedek kalacak bir kişiliğe sahip değildir, ya da yedekten gelecek bir Chicharito, Solskjaer etkisi yapamayacaktır ki yeteneği onlardan kat kat fazla olmasına rağmen..

Beşiktaş bugün ligde tartışmasız en iyi 27 kişilik kadroya sahip olan ekibidir fakat ligin en iyi 11'i kimde olduğu tartışılır.. Bugün Trabzonspor'un yedek kulübesinden Beşiktaş'a bir tek kişi bile transfer etmek istemeyebilirsiniz fakat Beşiktaş'ın yedek kulübesinden transfer edilecek bir oyuncu Trabzonspor'u şampiyonluğa kadar götürebilir ya da Trabzonspor o iyi seçilmiş alternatifli kadrosuyla ligi Beşiktaş'tan 20 puan önde bitirebilir...

Önemli olan ne kadar yıldız transfer ettiğin değil, ne kadar birbirine uyumlu kadro oluşturduğundur.. Oyuncuların karakterlerini iyi analiz edip ilk 11'ini belirleyip iyi bir takım kimyasıyla kadroyu oluşturmaktır önemli olan.. Bugün ne Bobo ne Ernst ne Almeida ne de Fernandes kulübe oyuncusu olamaz..Eğer olursa işte bu kadar olur.. Keşke yaptığı yıldız transferlerle övünen kulübümüzün yöneticileri takım kimyasının farkında olup her şeyin yıldız oyuncu transfer etmekle olmadığını idrak edebilseler..

18 Şubat 2011 Cuma

Kadro Sorunsalı

Sinirim biraz soğusun, sakinleşeyim dedim; maçtan hemen sonra yazmak istemedim bu yazıyı.

Maç öncesi Kartal Kokoreç'te oturmuş, maçın kritiğini yapıyoruz. Ben okuldan çıkıp gittiğim için kadroyu bilmiyorum ve arkadaşıma soruyorum. Sorduktan sonra aramızdaki diyalog:
- Hakan kalede. Hilbert, Sivok, Ferrari, İsmail. Ernst, Aurelio. Guti, Quaresma. Bobo, Nobre.
+ ?!? (Son isme kadar kafamda kadro dizilimini oturtan ben en sonunda nasıl boş baktıysam artık)
- Valla lan, ciddiyim.

O ismin kadroda olduğunu duymak zaten kafadan moralimi bozmuştu. Neyse dedik, sineye çektik. Ki o "devşirme kardeşler"den nefret ederim. Beşiktaş'ta oynuyor olmaları umurumda değil. Hiçbir şekilde bu formaya layık olmayan iki oyuncu bu arkadaşlar.

Maçta klasik Beşiktaş vardı. Kendimi bildim bileli maçını izlediğim, hiçbir kornerinde "gol olacak" diye heyecanlanmadığım; ama aleyhimizde kullanılan her kornerde "gol olacak" diye kendimi bitirdiğim bir Beşiktaş. Ki bunu istemeden de olsa ilk yarının ortasında kornerden gol yiyerek bir kez daha onayladım. Sonra yine ve yine.

İşin teknik kısmı hakkında çok fazla konuşmak istemiyorum açıkçası. Kendimi konuşacak kapasitede de görmek istemiyorum. Ancak bugün bu kadroyu kısa bir CM geçmişi olan birisine versek daha iyi bir 11 çıkaracağını da düşünüyorum.

Schuster'in ve yaptıklarının düne kadar arkasındaydım. Oynatmaya çalıştığı futbolun hala arkasındayım. Hala da Schuster'in takımdan gitmemesi gerektiğini düşünüyorum; ama... Ama bu mantaliteyle değil artık. İşe yarayacak gibi durmuyor çünkü. Schuster'in artık kendine bakma zamanı gelmiştir. Oyuncu seçimlerinde bariz hatalar yapmakta kendisi. Benim kişisel olarak sevmediğim oyuncuları oynatmasının bu düşüncemde zerre kadar etkisi yok. Sadece onun gördüğü ve bizim göremediğimiz ne var çok merak ediyorum.

Devşirme kardeşlerin birisi yüzünden Necip günden güne eriyor. Diğeri yüzünden zaten bir kişi eksik oynuyoruz. "Alman" Ernst'imizi ilk kez böyle bitkin görüyorum. Bobo'nun kafası kazan gibi, koşarken bile belli oluyor. Takım günden güne geriliyor. Önceden "gol yiyen ve gol atan" takımken şimdi "gol yiyen" takım hüviyetindeyiz. Taktik/teknikten anlamasam da bir takımda böyle keskin bir değişim varsa sorun vardır diyebilirim zannımca. Dünden sonra da bunun sebebinin artık Schuster olduğunu düşünmekteyim. Sakin kafayla düşününce de bu böyle.

Not: Schuster maçtan sonra "İstemeyen evine gitsin." demiş. Evet, kendisinin dik konuştuğunu biliyoruz, çoğu zaman arkasındayız da. Fakat Beşiktaş taraftarının evinin o stad olduğunu bilmesi, kendisi bilmiyorsa birisinin ona öğretmesi gerekiyor. Beşiktaş taraftarına bu şekilde cephe alırsa kimin evine gideceğini yaşayarak (ne kadar umrunda olur bilmiyorum) görebilir.